<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AK PARTİ'liyiz . BİZ</title>
	<atom:link href="http://www.akpartiliyiz.biz/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.akpartiliyiz.biz</link>
	<description>Durmak Yok, Yola Devam...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 22 Jan 2010 11:13:12 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Balyoz&#8217;a Balyoz!</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/balyoza-balyoz.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/balyoza-balyoz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Jan 2010 11:12:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Ordu]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz]]></category>
		<category><![CDATA[balyoz eylem planı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[darbe iddiaları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1042</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İl Başkanları Toplantısı&#8217;nda Taraf Gazetesi&#8217;nin gündeme taşıdığı &#8216;Balyoz Eylem Planı&#8217;nı sert bir dille eleştirdi. Bunlar haberimiz vardı diyen Erdoğan açık açık uyardı&#8230;
Erdoğan, &#8221;Biz, Ankara&#8217;nın karanlık tünellerine girmedik, girmiyoruz, girmeyeceğiz. Bizi paçamızdan oralara çekmek istiyorlar. Bütün bu kirli senaryolara, kirli oyunlara, kirli ilişkilere, hukuk dışı girişimlere karşı boynumuzu hiçbir zaman bükmedik, bundan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span id="contextual">Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İl Başkanları Toplantısı&#8217;nda Taraf Gazetesi&#8217;nin gündeme taşıdığı &#8216;Balyoz Eylem Planı&#8217;nı sert bir dille eleştirdi. Bunlar haberimiz vardı diyen Erdoğan açık açık uyardı&#8230;</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Erdoğan, &#8221;Biz, Ankara&#8217;nın karanlık tünellerine girmedik, girmiyoruz, girmeyeceğiz. Bizi paçamızdan oralara çekmek istiyorlar. Bütün bu kirli senaryolara, kirli oyunlara, kirli ilişkilere, hukuk dışı girişimlere karşı boynumuzu hiçbir zaman bükmedik, bundan sonra da bükmeyeceğiz&#8221; dedi. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Millet iradesinin üzerinde hiçbir güç olamayacağının altını çizen Erdoğan, &#8221;Millet iradesine el uzatanlar karşısında hukuku ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğimizi, bu uğurda her türlü sıkıntıyı göğüsleyeceğimizi buradan açık açık ifade ediyorum&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Ankara&#8217;da, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı&#8217;da konuşan Başbakan Recep tayyip Erdoğan, partisinin son dönemlerde yerel yönetimlerde yaptığı icraatları anlattı. Başbakan Erdoğan, İstanbul 2010 Kültür Başkenti açılış etkinlikerini ve Kocaeli&#8217;de 26 bin 6. sınıf öğrencisine ücretsiz olarak dizüstü dağıtılmasına dikkat çekti. </span></p>
<p><strong><span style="font-family: Arial; color: #ff0000;">&#8220;BİZ DE ONA TESLİMİZ&#8221;</span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">Erdoğan Taraf Gazetesi&#8217;nin yayınladığı Balyoz Darbe Planı&#8217;nı ağır bir dille eleştirdi. &#8220;Tüm bunlardan haberimiz&#8221; vardı imasında bulunan Erdoğan, Ak Parti olarka milleti iradesine teslim olduklarını söyledi. Yedi yıldır bu tür girişimler karşısında dik durduklarını belirten Erdoğan, &#8220;Merhum Özal&#8217;a suikast düzenlendi. Bir kaç dakika sonra kürsüye çıkıp &#8220;Allah&#8217;ın verdiği ömrü ondan başka olacak yoktur&#8230;&#8221; Biz de ona teslimiz&#8230;&#8221; diye konuştu.</span></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Arial;">Erdoğan konuşmasında şunları söyledi:</span></span></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;"><span style="font-family: Arial;"><span id="more-1042"></span><br />
</span></span></strong></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- Bizi dedikoduların, söylentilerin, iftiraların, ithamların, karanlık ve kirli senaryoların peşine takılıp gidenlerin arasında bulamazsınız. Bizi millete efendi olmak değil, hizmetkar olmak yolunda bulabilirsiniz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- Biz Elmadağ&#8217;da ölüm virajlarına neşter vuruyoruz, Sakarya&#8217;da yollar inşa ediyoruz. Yolları hayatla buluşturuyoruz. İstanbul&#8217;u kültürün başkenti yapıyoruz. Biz okul açıyoruz, hastaneler inşa ediyoruz, yurtlar bina ediyoruz, konutlar üretiyoruz, milletin derdine çare bulmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- Biz, Ankara&#8217;nın karanlık tünellerine girmedik, girmiyoruz, girmeyeceğiz. Bizi paçamızdan oralara çekmek istiyorlar. Bizi, millete hiçbir faydası olmayan senaryolarına ortak etmek istiyorlar. Bizi, gerilim siyasetlerine alet etmek istiyorlar. Biz bunlarda yokuz ve olmayacağız. Bütün bu kirli senaryolara, kirli oyunlara, kirli ilişkilere, hukuk dışı girişimlere karşı boynumuzu hiçbir zaman bükmedik, bundan sonra da bükmeyeceğiz. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;"> &#8211; 7 yıl boyunca aziz milletimizin bize yüklediği emanete gölge düşürmek isteyenlere fırsat vermedik, bundan sonra da vermeyeceğiz. Ülke adına, gelecek adına, demokrasi ve özgürlük adına her türlü senaryo ve girişimin karşısında dimdik durduk, bundan sonra da aynı şekilde dimdik durmaya da devam edeceğiz. Anlamak ya da kavramak istemeyen herkese bir kez daha sesleniyorum: Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Demokrasilerde iktidarlar seçimle gelir, seçimle gider. Millet iradesinin üzerinde hiçbir güç yoktur, olamaz. Kendisini TBMM ve millet iradesinin üzerinde görenler, kendisinde böyle bir yetkiyi vehmedenler apaçık gaflet ve dalalet içinde olurlar. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- (Bugün nasıl olsa benim elimde güç var&#8230;) Unutma; yarın bu güç elinden gidebilir. Bu güç elinden gittiği zaman halk nezdinde nasıl yargılanacaksın, bunun hesabını şimdiden yap. Bu hepimiz için geçerlidir. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- Hükümet olarak, AK Parti olarak, millet iradesine el uzatanlar karşısında hukuku ve demokrasiyi savunmaya devam edeceğimizi, bu uğurda her türlü sıkıntıyı göğüsleyeceğimizi buradan açık açık ifade ediyorum. </span></p>
<p><span style="font-family: Arial;">- Merhum Özal&#8217;a suikast girişiminde bulundular. Birkaç dakika sonra yaralı haliyle kürsüye çıktı ve şu tarihi sözü söyledi: &#8216;Allah&#8217;ın verdiği ömrü ondan başka alacak yoktur&#8217;. Biz de O&#8217;na teslim olduk. Mesele budur.</span></p>
<p>Haftalardır o aynı nakaratı, o aynı bitmeyen şarkıyı terennüm ediyorlar. &#8216;Sivil diktatörlük&#8217; diyorlar, &#8217;sivil faşizm&#8217; diyorlar, &#8216;tek parti diktatörlüğü, tek adam özlemi&#8217; diyorlar. Peki soruyorum: Nereden çıktı şimdi bunlar, nereden lüzum gördünüz bu iddialara? Merhum Menderes&#8217;e, Merhum Özal&#8217;a karşı yürütülen bu kampanya bugün nereden ısıtılıp Türkiye&#8217;nin önüne sürülmüş? Arşivden bunları bulup çıkarttım. Aynı şeyleri merhum Özal&#8217;a da söylemişler. Gazetelerin başlıkları aynı. Şimdi aynı gazeteler arşivlerini yeniden gündeme getirdiler. 20-25 yıl önce bunlar aynen söylenmiştir. Şimdi tekrar ediyorlar. Hangi senaryoyu yeniden canlandırmanın peşindesiniz? Millete karşı yine nasıl bir kumpasın içindesiniz?</p>
<p>Biz 7 yıl boyunca bu ülkede sarsılmadan, yıkılmadan, eğilip bükülmeden millet egemenliğini savunduk, demokrasiyi savunduk, hakkı ve hukuku savunduk. İşte bugünlerde gündeme getirilenler&#8230; Siz zannediyor musunuz ki biz bunları hiç duymuyoruz. Bunlar duyuluyor ama biz hiçbir zaman gerilimin taraftarı olmadık. Biz işimize baktık. Ne yazık ki onlar da işlerine baktılar. Üzüldüğümüz yan bu. Sadece savunmakla kalmadık. Tüm bu ve benzeri kavramların altını, içini biz doldurduk. Daha tabii doldurulması gereken başlıklar var.&#8221;</p>
<p><span style="background-color: #ffffff;"><span style="color: #ff0000;"><strong>&#8221;BİZ BUGÜN VARIZ, YARIN YOKUZ&#8221;</strong></span></span></p>
<p>&#8221;Türkiye, her rengin, her nefesin, her sesin bir arada özgürce yaşadığı, birbirine saygı duyduğu, birbirinin özgürlük alanlarına daha fazla ihtimam gösterdiği bir ülke.</p>
<p>Altını çizerek söylüyorum, biz kendi iktidarımızı kökleştirmenin değil, böyle bir şey asla söz konusu olamaz. Biz halkın iktidarını, milletin egemenliğini kökleştirmenin gayreti içindeyiz. Biz bugün varız, yarın yokuz. Yarın milletimiz bizden emaneti alır. Biz de &#8216;baş göz üstüne&#8217; eder emaneti sahibine teslim ederiz. Bu noktada öz eleştiriden de kaçmıyoruz. İlk zamanlarda bizi tanımayanlar olabilir, bizi anlamayanlar olabilir. Biz de kendimizi tam anlamıyla anlatamamış olabiliriz. Ama aradan 7 yıl geçti. 7 yıl boyunca yaptıklarımız ortada. 7 yıl sonra Türkiye&#8217;nin geldiği seviye ortada. Buradan bir kez daha söylüyorum, biz sadece bize oy verenlerin değil, 72 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının her birinin emanetini taşıyoruz. Her bir vatandaşımın yaşam tarzı, emniyeti, huzuru bizim teminatımız altındadır. Biz her zaman bu anlayışla hareket ediyoruz. Bundan sonra da aynı minval üzere yolumuza devam etmeye çalışacağız.</p>
<p>Kimse ülkeye korku salmaya kalkışmasın. Kimse milletimizi korkutarak, yapay korkular üreterek, tedirginlik yayarak buradan kendisine siyasi rant elde etmeye kalkışmasın. &#8216;Tek parti iktidarı, sivil faşizm&#8217;&#8230; Allah aşkına soruyorum, Türkiye&#8217;de seçimler 5 yılda bir yapılırdı. Eğer bu bu işte bu kadar telaşı olan bir siyasi parti olsaydık bunu 5 yıldan 4 yıla indirir miydik? 5 yıldan 4 yıla indirdik. Niye? Daha seri milletin huzuruna çıkalım, millete hesap verelim, diye.</p>
<p>Allah aşkına, cumhurbaşkanı parlamentoda seçiliyordu. Biz ne dedik? &#8216;Halka gidelim&#8217; dedik. Yıllar yılı, bu ülkede &#8216;cumhurbaşkanını millet seçsin&#8217; dediler. Kimse buna cesaret etti mi, kimse bu adımı attı mı? Atmadı. Ama biz ne yaptık? &#8216;Hayır&#8217; dedik, &#8216;gideyim millete&#8217;. Referandumunu yaptık ve cumhurbaşkanını milletin seçmesini ve &#8216;7 yılda bir değil, iki kere olmak kaydıyla 5 yılda bir, millet cumhurbaşkanını yani kendi başkanını seçsin&#8217; dedik. Bu neyi gösteriyor? Bu tek parti iktidarına ve sivil faşizme son vermenin en somut örnekleridir.</p>
<p>Kaynak: Haber7</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/balyoza-balyoz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdoğan : Sabır ve Öfkenin Kompozisyonu</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/erdogan-sabir-ve-ofkenin-kompozisyonu.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/erdogan-sabir-ve-ofkenin-kompozisyonu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 Jan 2010 13:19:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gobeginikasiyanadam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1039</guid>
		<description><![CDATA[Tayyip Erdoğan’ı diğer siyasetçilerden farklı kılan en önemli özelliği de bu olsa gerek. İnsanlar ona baktığında kendi küçük dünyasından izler, benzerlikler görüyor. Hem öfkesinde hem sabrında, hem de beklenmedik anlarda tüm gerçekliği ile meselelerin içine giriş hızında… “One Minute” hadisesinde olduğu gibi, aniden muhatabına dönüp, diplomatik kurallara el değdirme ve dokunma riskini de göze alarak, hatta göze dahi almadan, içinden geldiği gibi gerçek haliyle kuruyor siyasetini... Veya bütçe konuşmalarında önce normal normal açıklamalar yaparken, muhalefetin laf atmalarıyla konuşmayı kesip Meclis Başkanına dönerek, siz mi susturacaksınız ben mi susturayım diye konuşurken... Bir açılışta video gösterimini hazırlayamamış elemanlarına ateş püskürürken, ağlama yar ağlama türküsünde annesini hatırladığında gözyaşlarını tutamazken, yeni hizmete girmiş belediye otobüslerinden şoförleri indirip dur bakalım bir de biz deneyelim diyerek aslında bu işi en iyi ben bilirim dercesine direksiyon tutması, taksicilerle çay içmesi, köşe yazarlarıyla kavgaya tutuşması, mahalle çocuklarıyla hasbihali... Hasılı kelam, öfkesi, sevinci, tasası, merakı ile gerçek bir kişi… 

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tayyip Erdoğan’ı diğer siyasetçilerden farklı kılan en önemli özelliği de bu olsa gerek. İnsanlar ona baktığında kendi küçük dünyasından izler, benzerlikler görüyor. Hem öfkesinde hem sabrında, hem de beklenmedik anlarda tüm gerçekliği ile meselelerin içine giriş hızında… “One Minute” hadisesinde olduğu gibi, aniden muhatabına dönüp, diplomatik kurallara el değdirme ve dokunma riskini de göze alarak, hatta göze dahi almadan, içinden geldiği gibi gerçek haliyle kuruyor siyasetini&#8230; Veya bütçe konuşmalarında önce normal normal açıklamalar yaparken, muhalefetin laf atmalarıyla konuşmayı kesip Meclis Başkanına dönerek, siz mi susturacaksınız ben mi susturayım diye konuşurken&#8230; Bir açılışta video gösterimini hazırlayamamış elemanlarına ateş püskürürken, ağlama yar ağlama türküsünde annesini hatırladığında gözyaşlarını tutamazken, yeni hizmete girmiş belediye otobüslerinden şoförleri indirip dur bakalım bir de biz deneyelim diyerek aslında bu işi en iyi ben bilirim dercesine direksiyon tutması, taksicilerle çay içmesi, köşe yazarlarıyla kavgaya tutuşması, mahalle çocuklarıyla hasbihali&#8230; Hasılı kelam, öfkesi, sevinci, tasası, merakı ile gerçek bir kişi…</p>
<h1><span style="color: #ff0000;"><span id="more-1039"></span></span></h1>
<h1><span style="color: #ff0000;">Erdoğan: Sabır ve öfkenin kompozisyonu</span></h1>
<p>Siyaset yapmak&#8230;</p>
<p>Hem de Türkiye gibi demokratikleşme serüvenini, Doğu/Batı ekseninde, hem tarihi hem coğrafi müktesebatı ile ciddi gerilimler içinde tecrübe eden bir ülkede siyaset yapıyor olmak&#8230; Dünyanın en ağır yüklerinden olsa gerek&#8230; Bir yandan geniş tarihi ajandası ile Osmanlı hinterlandını ve geçmişteki etkinliğini Batı’nın tırnak işaretli hafızasından asla silememiş sakıncalı bir harita&#8230; Diğer yandan genç ve dinamik nüfusuyla, talepleri Avrupa hukuk ve ekonomi masalarına kadar dayanmış bir ülke&#8230; Avrasya hattında, “at başını” andıran “köprü” manzarasını mündemiç&#8230;</p>
<p>Doğu/Batı rasatında, bir türlü kabına sığmayan, hayranlıkları, özentileri, müteşebbis hareketliliği yanısıra, kendinden mutsuzluğu kadar kendine aşırı güveni de olan ve üstün uyum kabiliyeti kadar hiçbir zaman terk edemeyeceği uyumsuz kendiliğinden de taviz vermeyen bir milletiz&#8230; Sevdik mi tam severiz, sevmediğimizdeyse Allah korusun!</p>
<p>Çelişkilerimiz, bizi biz yapan en önemli hareket imkanımız aslında. Evet. Çok konuşuyoruz, hepimizin ülkemiz dendiğinde, hayatımız dendiğinde konuşacağı, söyleyeceği şeyler var çünkü. Zaten hayat da bu değil midir? İlk elden ve dışarıdan bakan diplomat gözler için belki ukalalık yahut gevezelik gibi gelecek bu durum, aslında bizim ne kadar hayata bağlı, hayatı ve geleceği ne kadar da önemseyen kişiler olduğumuzun da göstergesi&#8230; Yılgınlık içinde suspus olmuşumuz yok aramızda neredeyse&#8230; Futbol ve siyaset merakı, ilçe ve köy dernekleri, seyyar satıcılar, öğrenci, işçi, emekli protestoları, sokaklarda röportaj yapan yüzlerce genç radyo-dergi muhabiri, iğne atsan yere düşmez semt pazarları, cep telefonları ve internet kafeleriyle kendi yatay gündemini oluşturan, desteği ve muhalefetinde her daim tutkulu, atak ve hemen her konuda söyleyeceği olan bir halkız&#8230; Bir pire için derhal yorgan yakabileceğimiz gibi, işimize geldiğinde “Ha? Efendim? Buyur? Yok ya?” sözleriyle mermere rahmet okutacak sağırlığı anında kuşanmayı da biliriz. Zorda kalınca önce alttan alır sonra da sıvışırız, adamlığın dokuz tekmilinin buradan geçtiğini anamızın karnında öğreniriz&#8230; İşin içinden çıkamadığımızdaysa bir şarkı tutarız içimizden, çalsın sazlar oynasın beyler misali, taranam tarananam&#8230; Müziksiz yaşayamayız. İsterse padişah olalım, isterse köroğlu, hatta sosyal demokrat, liberal ya da İslamcı fark etmez, herkesin bildiği, sevdiği, sığındığı en az bir şarkısı, bir ilahisi, bir marşı, bir türküsü vardır bu ülkede&#8230;</p>
<p>Bu çelişki ya da müptezellik değil, hayatta kalma dinamizmiyle ilgili bir şeydir&#8230;</p>
<p>Mutluluğu ve mutsuzluğu ile, merhameti ve acımasızlığı ile, konukseverliği ve öteki hazzetmezliği ile, sarmaş dolaş birbirine geçmiş bu dönencede, siyaset yapıyor olmak elbette “geniş yüreklilik” ister&#8230; Sadece yazılı politika bilimi, psikiyatrik-diplomatik ince toplumsal ayarlar, sosyolojik analizlerle değil&#8230; Ciddi bir ruh/beden dili, risk gerektiren bir gerçeklik üslubunu da önemseriz bizler, siyaset dendiğinde&#8230; Siyasetin ne olduğundan çok nasıl’ına bakarız&#8230;</p>
<p>Tayyip Erdoğan’ı diğer siyasetçilerden farklı kılan en önemli özelliği de bu olsa gerek. İnsanlar ona baktığında kendi küçük dünyasından izler, benzerlikler görüyor. Hem öfkesinde hem sabrında, hem de beklenmedik anlarda tüm gerçekliği ile meselelerin içine giriş hızında… “One Minute” hadisesinde olduğu gibi, aniden muhatabına dönüp, diplomatik kurallara el değdirme ve dokunma riskini de göze alarak, hatta göze dahi almadan, içinden geldiği gibi gerçek haliyle kuruyor siyasetini&#8230; Veya bütçe konuşmalarında önce normal normal açıklamalar yaparken, muhalefetin laf atmalarıyla konuşmayı kesip Meclis Başkanına dönerek, siz mi susturacaksınız ben mi susturayım diye konuşurken&#8230; Bir açılışta video gösterimini hazırlayamamış elemanlarına ateş püskürürken, ağlama yar ağlama türküsünde annesini hatırladığında gözyaşlarını tutamazken, yeni hizmete girmiş belediye otobüslerinden şoförleri indirip dur bakalım bir de biz deneyelim diyerek aslında bu işi en iyi ben bilirim dercesine direksiyon tutması, taksicilerle çay içmesi, köşe yazarlarıyla kavgaya tutuşması, mahalle çocuklarıyla hasbihali&#8230; Hasılı kelam, öfkesi, sevinci, tasası, merakı ile gerçek bir kişi…</p>
<p>Niçin lafı bunca uzattım?</p>
<p>Geçtiğimiz Perşembe günü, Başbakanın bir iki “adamını” (bakan) alıp, Genelkurmay’a yaptığı “beklenmedik” (aslında beklenir de) ziyaret, yine tüm siyaset teorilerimizi, felaket tellallığına dönüşmüş politik fallarımızı yerle bir ediverdi de ondan… Türkiye’de siyaset yapmak, her şeyden önce, niçin geniş yüreklilik istiyormuş bir kere daha anladım şahsen&#8230; Öfke kadar sabır… Ama herhalükarda gerçek ve sahici&#8230; Kapıları sımsıkı örtmek yerine, açmak&#8230; Bu ani ziyaret (aslında rutin bir iş olduğu halde) hepimizin zihninde ciddi bir ferahlama alanı açmıştır&#8230; Şüphesiz ki bu iş, tek başına sihirli bir değnek değildir, ama ayrışmaların had safhada tartışıldığı bir zeminde, akort girişimi olarak oldukça önemlidir… Tayyip Erdoğan’a has bu siyasal yönetim kompozisyonu, aslında Türkiye’ye, hepimize has bir kompozisyon&#8230; Sabrında da öfkesinde de gerçek.  Tıpkı sizin gibi, benim gibi&#8230;</p>
<p><em>Sibel ERASLAN &#8211; Vakit</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/erdogan-sabir-ve-ofkenin-kompozisyonu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Böyle bir olay vahim bir durumdur&#8221;</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/boyle-bir-olay-vahim-bir-durumdur.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/boyle-bir-olay-vahim-bir-durumdur.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Dec 2009 13:38:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bülent Arınç]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[arınç'a suikast]]></category>
		<category><![CDATA[başbakan yardımcısı]]></category>
		<category><![CDATA[suikast]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1037</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç&#8217;a suikast girişimi iddiasına ilişkin olarak, &#8216;Böyle bir olay vahim bir durumdur&#8216; dedi.
Bozdağ, MYK toplantısı için AK Parti Genel Merkezi&#8217;ne gelişinde gazetecilerin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç&#8217;a yönelik &#8216;&#8217;suikast girişimi&#8221; iddiaları ile ilgili sorularını yanıtladı.
Konuyla ilgili gerekli incelemelerin yapıldığını belirten Bozdağ, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç&#8217;a suikast girişimi iddiasına ilişkin olarak, &#8216;<strong>Böyle bir olay vahim bir durumdur</strong>&#8216; dedi.</p>
<p>Bozdağ, MYK toplantısı için AK Parti Genel Merkezi&#8217;ne gelişinde gazetecilerin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç&#8217;a yönelik &#8216;&#8217;suikast girişimi&#8221; iddiaları ile ilgili sorularını yanıtladı.</p>
<p>Konuyla ilgili gerekli incelemelerin yapıldığını belirten Bozdağ, gerçeğin ise adli soruşturma sonucunda ortaya çıkacağını söyledi.</p>
<p>Bekir Bozdağ, &#8221;Biz de gerçeğin ortaya çıkmasını bekliyoruz&#8221; dedi.</p>
<p>Bir gazetecinin &#8221;Bu planlanmış profesyonel bir suikast olabilir mi?&#8221; sorusuna ise Bozdağ, şu yanıtı verdi:</p>
<p>&#8221;<strong>Bu iddiaları araştırmak Cumhuriyet Savcılarının görevi ve bununla ilgili araştırmalar yapıldıktan sonra hepimiz bu işin gerçeği nedir, maddi gerçeği ne değildir, o zaman öğreneceğiz. Şu aşamada sizden fazla bir şey bildiğimi söyleyemem. Ama durum vahim bir durumdur. Bu durumun araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve ilgililer kimse veya failleri kimlerse onlarla ilgili gerekli işlemlerin yapılması zaten gereklidir.</strong>&#8221;</p>
<p>Bozdağ, yakalanan kişilerin asker olduklarının hatırlatılması üzerine ise &#8221;Bu konular tamamen soruşturmanın süreci içerisinde değerlendirilecek konular&#8221; dedi.<br />
<span id="more-1037"></span></p>
<p>AYŞENUR BAHÇEKAPILI</p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı, Başbakan Yardımcısı Arınç&#8217;a yönelik &#8216;&#8217;suikast&#8221; iddialarına ilişkin soruya,&#8221;Şiddetle reddediyorum. Ama soruşturma aşamasında şu anda bir şey söylemek pek mümkün değil. Ama çok üzüntü verici. Hukukun üstünlüğünü sağlamaya çalıştığımız bu günlerde böyle bir olayı kabul edebilmek mümkün değil. Geçmiş olsun, diyorum&#8221; yanıtını verdi.</p>
<p>Bahçekapılı, &#8221;yakalanan kişilerin asker olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?&#8221; sorusu üzerine, &#8221;Şu anda bir şey söylemek mümkün değil&#8221; dedi.</p>
<p>SUAT KILIÇ</p>
<p>AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç ise aynı yöndeki soruya şu yanıtı verdi:</p>
<p>&#8221;Konunun detaylarına çok vakıf değiliz. Hukuk devletinde yaşıyoruz. Yargı, kurumlar gereken incelemeyi, soruşturmayı mutlak surette yapacaktır. Konu tüm detayları ile ortaya çıktığı zaman herkesi doğru bilgilendirme imkanı olacaktır. Hukuk devleti çalışıyor. Türkiye, demokrasisine, hukukuna, hukukun üstünlüğüne mutlaka sahip çıkacaktır.&#8221;</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Danışmanı Akif Gülle ise aynı soru üzerine şunları söyledi:</p>
<p>&#8221;Bülent Arınç Bey bizim Başbakan Yardımcımız, kariyeri, geçmişi itibarıyla da TBMM Başkanlığını yapmış, yetişmiş, değerli devlet adamlarımızdan birisi. Kendisine karşı sonsuz sevgimiz, saygımız var. Sayın Başbakanımızın yanında ülkemize hizmetleri beraber götürme gayreti içerisinde. Kendisine karşı olabilecek her türlü yanlış bir hareketin konuşuluyor olması bile veya böyle bir hareket yapma gibi teşebbüste bulunulması bile oldukça üzücüdür. Güvenlik güçlerimizin sonsuz gayreti böyle bir olayı ortaya çıkarmıştır. Hepimiz için geçmiş olsun, diyorum.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/boyle-bir-olay-vahim-bir-durumdur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Terörü &#8220;hokus pokusla&#8221; bitirmemiz beklenmesin</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/teroru-hokus-pokusla-bitirmemiz-beklenmesin.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/teroru-hokus-pokusla-bitirmemiz-beklenmesin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2009 22:02:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Açılım]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[milli birlik ve kardeşlik projesi]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1034</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, &#8220;Bizden kimse sihirbazların şapkadan tavşan çıkardığı gibi, tavşan çıkarmamızı, hokus pokus yöntemiyle terörü bitirmemizi beklemesin.&#8221; dedi.
Partisinin Sakarya&#8217;daki Serdivan İlçe Danışma Kurulu Toplantısı&#8217;na katılan Çelik, demokratik açılım ile Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi hakkında konuştu.
Teröre karşı mücadelede öğrenilmiş çaresizlik içinde olunduğunu kaydeden Çelik, medeni dünya ülkelerinin meselelerini nasıl hallettiyse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, &#8220;<strong>Bizden kimse sihirbazların şapkadan tavşan çıkardığı gibi, tavşan çıkarmamızı, hokus pokus yöntemiyle terörü bitirmemizi beklemesin.</strong>&#8221; dedi.</p>
<p>Partisinin Sakarya&#8217;daki Serdivan İlçe Danışma Kurulu Toplantısı&#8217;na katılan Çelik, demokratik açılım ile Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi hakkında konuştu.</p>
<p>Teröre karşı mücadelede öğrenilmiş çaresizlik içinde olunduğunu kaydeden Çelik, medeni dünya ülkelerinin meselelerini nasıl hallettiyse kendilerinin de terör sorununu aynı şekilde halletmeye çalışacaklarını ifade etti.</p>
<p>Türkiye&#8217;nin üniter yapısını asla sorgulama konusu yapmadıklarına dikkati çeken Çelik, &#8220;<strong>Türkiye Cumhuriyeti milleti ile parçalanmaz bir bütündür. AK Parti bunu güvencesi olarak kabul eder. Bunu tartışma konusu yapmadık ve yaptırmayacağız. Resmi dilimiz Türkçe, başkentimiz Ankara, bayrağımız ay yıldız ve milli marşımız bir.</strong>&#8221; diye konuştu.<br />
<span id="more-1034"></span></p>
<p><em>Türkiye&#8217;nin bugüne kadar terörle mücadelede 300 milyar dolar fiili para harcadığını söyleyen Çelik, dolaylı harcanan paranın ise 1 trilyon dolar olduğunu dile getirdi. </em>Bugüne kadar ölü veya sağ ele geçirilen PKK&#8217;lı sayısının 30 bin kişi olduğunu anlatan Çelik, bir PKK&#8217;lının millete maliyetinin 10 milyon dolar olduğunu belirtti.</p>
<p>Terör sorununun çözülemediği müddetçe esnafa, köylüye, emekliye ve çiftçiye gitmesi gereken paraların teröre gitmeye devam edeceğini kaydeden Çelik, şöyle konuştu: &#8220;<strong>Biz bu derdi çözmezsek esnaf falan rahat edemez. Köylüye, emekliye, çiftçiye gitmesi gereken para teröre gidiyor. Türkiye&#8217;de bir terör lobisi var. Bu işin bitmesini istemiyorlar. PKK&#8217;ya mayın satanlarla bizim Türk Silahlı Kuvvetleri&#8217;ne dedektör satan aynı firmalar. Ona mayın satıyor. Bize de dedektör satıyor. Türkiye&#8217;de bundan rant elde edenler var. Siyasi rant elde edenler var.</strong>&#8221;</p>
<p>&#8220;ŞEHİT CENAZELERİNDEN VE ANNELERİN GÖZYAŞLARINDAN OY DEVŞİRMEYE ÇALIŞANLAR VAR&#8221;</p>
<p>Şehit cenazelerinden ve annelerin gözyaşları üzerinden oy devşirmeye çalışanların bulunduğunu söyleyen Çelik, &#8220;Bunun siyasi olarak rantını yemeye çalışanlar var. Halk anlıyor artık. Bu derdi bitirmeliyiz. PKK ile mücadele ederken gözümüze ve gönlümüze batan görüntüler olabilir. DTP&#8217;nin Güneydoğu&#8217;da çocukları sokağa itmesi, taş atması, Habur&#8217;dan ve Silopi&#8217;den gelen görüntüler bizim gözümüze de gönlümüze de batıyor. Ama biz geçici rahatsızlığa katlanmazsak kıyamete kadar rahatsız olmaya devam edeceğiz. Biz terörü çocuklarımıza miras olarak bırakacağız. Biz aklımızı duygularımızın önüne çıkaracağız. Türkiye şu anda kendi sokağını adam akıllı temizlemek için adeta bir şantiye durumuında. Bu kolay değil.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Deniz Baykal ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli&#8217;nin öğrenilmiş çaresizlik içinde olduğunu belirten Çelik, şunları söyledi: &#8220;Tokat&#8217;ta 7 asker şehit edilince Baykal, &#8216;Hani Başbakan anaların gözyaşı akmayacaktı demişti.&#8217; diye bir söz kullandı. Bizden kimse sihirbazların şapkadan tavşan çıkardığı gibi, tavşan çıkarmamızı, hokus pokus yöntemiyle terörü bitirmemizi beklemesin. Bir çeyrek asırdır bu ülkede kan akıyor. Biz diyoruz ki terörü bitirelim.&#8221;</p>
<p>Çelik, yaptıkları diplomasiyle Amerika ve Avrupa Birliği ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada PKK&#8217;nın terör örgütü olarak tescillendiğini ve terör örgütünün lojistik desteği ve bağlantılarının kesildiğini sözlerine ekledi.</p>
<p>Kaynak: Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/teroru-hokus-pokusla-bitirmemiz-beklenmesin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>300 milyar dolar kimin cebine gitti?</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/300-milyar-dolar-kimin-cebine-gitti.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/300-milyar-dolar-kimin-cebine-gitti.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2009 12:26:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[300 milyar dolar]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>
		<category><![CDATA[terörist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1030</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Erdoğan hele şükür &#8220;terörün&#8221; (ki &#8220;kısmi iç savaş&#8221; da denebilir) ekonomik boyutuna da değindi. Şöyle diyordu dün Konya&#8217;da:
&#8220;Terörden kim kazandı? Türk mü kazandı, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi?
Kim kazandı? Doğu mu, Batı mı kazandı, kim kazandı? &#8220;Kimin kazandığını ben sizlere söyleyeyim: Silah satan, mayın satan kazandı, uyuşturucu pazarlayan kazandı. Gençlerin kanıyla beslenenler kazandı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Erdoğan hele şükür &#8220;terörün&#8221; (ki &#8220;kısmi iç savaş&#8221; da denebilir) ekonomik boyutuna da değindi. Şöyle diyordu dün Konya&#8217;da:</p>
<p>&#8220;Terörden kim kazandı? Türk mü kazandı, Kürt mü, Alevi mi, Sünni mi?</p>
<p>Kim kazandı? Doğu mu, Batı mı kazandı, kim kazandı? &#8220;Kimin kazandığını ben sizlere söyleyeyim: Silah satan, mayın satan kazandı, uyuşturucu pazarlayan kazandı. Gençlerin kanıyla beslenenler kazandı, şehitleri, dağa çıkanları istismar edenler kazandı.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bakın 300 milyar dolar kaynağımız terör yüzünden heba oldu. Bu sorun zamanında çözülebilseydi bu imkânlarla Türkiye neleri başarabilirdi? Bu kaynaklarla ne kadar yol, okul, baraj yapılabilirdi?&#8221;</p>
<p>Bu konuşma için &#8216;hele şükür&#8217; diyorum, çünkü sadece &#8216;anneler ağlamasın&#8217; söylemiyle açılıma yeteri kadar meşruiyet sağlayamazsınız.</p>
<p>Siyasi propagandada elbette duygulara hitap etmek çok önemlidir. Ancak cüzdanlar da yabana atılmamalı.</p>
<p>Şimdiye dek terör piyasasından çıkar sağladıkları için, bundan sonra da kanlı piyasanın devam etmesini isteyenlerin maskesini düşürmek gerekir.</p>
<p>Bu piyasanın işleyiş biçimini anlatmaya çalışırken balon örneğini vermeyi çok severim.</p>
<p>İki yıl önce yazmıştım:</p>
<p>&#8220;Doğu ve Güneydoğu sınırında gözetleme yapmak için Türkiye zeplin satın alıyor. Radarından lazerine çeşitli izleme araçlarıyla donatılacak bu özel balonların tanesi 50 milyon dolar. İşletme gideri ise saatte 300 dolar.</p>
<p>Düşünsenize&#8230; Birileri bundan komisyon alacak&#8230; Birileri kullanacak&#8230; Birileri lojistiğini sağlayacak&#8230;</p>
<p>Balonun çevresinde bir ekonomik alan oluşacak.</p>
<p>Amaç ne? PKK&#8217;lıları izlemek. Peki, PKK olmazsa ne olur? Eyvah, gitti bizim &#8216;ekonomi&#8217;! PKK olmalı ki o &#8216;ekonomi&#8217; çalışsın.&#8221; (Sabah, 13 Mart 2007)</p>
<p>Lafı bir çağrıyla bağlayalım:</p>
<p>Devletin kayıt tutma geleneği güçlüdür. Başbakan Erdoğan terör ekonomisinin bir dökümünü yaptırsa ne iyi olur:</p>
<p>25 yılda kimlere, kaç para ödendi?</p>
<p>Cefakâr vatandaş, &#8220;Ülkem için feda olsun&#8221; der ama paraların belli odaklara gittiği anlaşılırsa, seyredin gümbürtüyü!</p>
<p>Emre Aköz &#8211; Sabah Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/300-milyar-dolar-kimin-cebine-gitti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PKK İki Halkın da Düşmanı</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/pkk-iki-halkin-da-dusmani.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/pkk-iki-halkin-da-dusmani.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Dec 2009 22:48:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gobeginikasiyanadam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yorumlar]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmet ALTAN]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Açılım]]></category>
		<category><![CDATA[Kurdish Society]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Birlik ve Beraberlik Projesi]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Taraf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Çözüm için İmralı'yı gösterenler aslında bu ülkede sorunların çözülmesini istemeyenlerdir. Sözüm ona bu sözler üzerinden bu projeye muhalefet edenler de aslında Ayna'ya ayna tutarak yansıyan ışık oyunlarla milletin gözünü kamaştırıp asıl büyük fotoğrafın görülmesini engellemeye çalışmaktadır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önemli süreçlerden geçtiğimiz bu günlerde devlet kendini milletten koparanları içinden atmaya çalışıyor. Bir devlet bunu yapabilirken Kürtler de artık kendilerini teröristlerin temsil edemeyeceğini, etmemesi gerekiğini yüksek sesle dile getirmesi gerekiyor.</p>
<p>Ahmet Altan&#8217;ın aşağıda ki yazısında ifade ettiği gibi &#8220;<span style="color: #333333;">Barışı daha başından beri yakmak isteyen bencil Türk siyasetçileriyle, kendi çıkarlarını kendi halkından üstün gören bencil PKK yöneticileri için bu ülkenin geleceğinden ve çocukların hayatından vazgeçemeyiz.</span></p>
<h3 style="font-size: 13px; color: #333333; font-weight: normal; overflow-x: hidden; overflow-y: hidden; padding: 0px; margin: 0px;"><span>Bütün bencillere, kalleşlere inat barış yolunda yürümeliyiz.<br />
Barıştan başka bir çaremiz, barıştan başka bir umudumuz yok çünkü.&#8221;</span></h3>
<p><span>Evet biz de düşünüyoruz ki PKK ya da ismi her ne olursa olsun terör ve şiddet bu ülkede ya da dünyanın hiç bir yerinde çözümün adresi değil çözümsüzlüğün adresi olur. Çözüm için İmralı&#8217;yı gösterenler aslında bu ülkede sorunların çözülmesini istemeyenlerdir. Sözüm ona bu sözler üzerinden bu projeye muhalefet edenler de aslında Ayna&#8217;ya ayna tutarak yansıyan ışık oyunlarla milletin gözünü kamaştırıp asıl büyük fotoğrafın görülmesini engellemeye çalışmaktadır. Sözün buradan sonrasını Ahmet Altan&#8217;a bırakalım&#8230;</span></p>
<h2><a href="http://www.akpartiliyiz.biz/wp-content/uploads/2009/12/ahmet-altan.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-1026" title="ahmet altan" src="http://www.akpartiliyiz.biz/wp-content/uploads/2009/12/ahmet-altan-120x150.jpg" alt="ahmet altan" width="120" height="150" /></a><strong>KÜRT HALKI</strong></h2>
<p>Bir örgüt, kendi halkına böyle bir kalleşliği nasıl yapar?</p>
<p><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />İlk gelen tepkilere, açıklamalara, maillere bakılırsa “körü körüne PKK’yı destekleyen” bir kitlenin dışında kalan bütün Kürtler şaşkınlık içinde bu sorunun cevabını arıyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Sanırım şu anda Kürtlerin duyguları, “Kafes planını” yapanların, Koç Müzesi’nde “çocukları öldürmeye” hazırlandığını öğrenen Türklerin duygularına benziyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Onlar da böyle bir kalleşliğe ve çılgınlığa inanamamış, bunun nedenlerini anlamaya çalışmıştı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Koç Müzesi’nde patlamayan “bombayı” PKK Tokat’ta patlattı ve darbecilerin amaçladığı o kaosu yaratabilmek için üstüne düşeni yaptı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK, bunu ilk kez yapmıyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Ahmet Türk’ün önceki gün vurguladığı “33 asker” rezilliğinde olduğu gibi “barışa” her yaklaştığımızda barışı torpilliyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Açın PKK’nın eylemlerinin dökümüne bir bakın. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Ne zaman bu ülkede “askerî vesayet” sarsılsa, ordu kışlasına doğru çekilmeye başlasa, demokrasi kapıdan başını uzatsa, PKK bir eylem yaparak, silahın, ordunun, baskının güçlenmesini sağlar. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK, “Kürtlerin özgürlüğü” için hareket ettiğini söylüyor ama nedense hep “baskıyı ve şiddeti” özgürleştiriyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><span id="more-1027"></span><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Baskının ve şiddetin artmasının, ölümlerin çoğalmasının, cinayetlerin patlamasının Kürt halkına yararı ne? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Tokat’ta yedi askerin şehit edilmesinden Kürt halkı nasıl bir yarar sağlayacak? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Kürt ve Türk halkının önünde çok net iki öneri vardı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Barış ve savaş önerisi. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />AKP, bir “barış ve demokrasi” açılımı başlatmıştı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bu açılımı yetersiz mi buluyorsun, eksik mi buluyorsun, art niyetli mi buluyorsun, Kürt politikacılar çıkar eksiklikleri, yetersizlikleri söyler, art niyetli gördüğü gelişmeleri ortaya koyar ve açılımın doğru yolda ilerlemesine yardımcı olurdu.<br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Konuşarak, tartışarak, eleştirerek ilerlerdik. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Ama böyle olmadı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Kandil’den Apo’nun isteği doğrultusunda gelen PKK’lıların özgür bırakıldığı, eve dönmek isteyenlere yolun açıldığı bir dönemde, PKK birden saldırıya geçti, Tokat gibi PKK militanlarının hiçbir tehditle karşılaşmadığı bir bölgede pusu kurarak yedi insanı öldürdü. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Barışın ve demokrasinin önünü kesti. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bütün Kürtlerin Türklerle eşit olacağı, bu eşitliğin anayasal güvence altına alınacağı, silahların susacağı, cinayetlerin biteceği bir gelecek hayal ediyorduk. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK sadece askerleri değil bu hayali de öldürdü. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Kürt halkının özgürlüğü, huzuru, refahı savaşla mı sağlanacak? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK yirmi beş yıldır savaşıyor, bu özgürlüğü savaşla sağlayabildi mi? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bu özgürlük ihtimali kapımıza geldiğinde neden bunun önünü kesti? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK, bu “eylemi” Apo’nun daha rahat yaşaması için yaptığını söylüyor, aklı başındaki her hangi biri bu saldırıdan sonra Apo’nun hücresinde daha rahat bir hayat süreceğine inanıyor mu? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bu eylem, Apo’nun görünebilir gelecekle ilgili bir hayali varsa, onu da öldürdü. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK, kendi halkına da, önderine de ihanet etti bence. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bana fevkalade “kalleşçe ve alçakça” gözüken Tokat eyleminin Kürt halkının özgürlüğüne, mutluluğuna, huzuruna bir katkısı olup olmayacağına, PKK’nın varlığının ve eylemlerinin bundan böyle Kürt halkının çıkarına olup olmayacağına karar verecek olan Kürt halkıdır. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK yönetimi, kendi siyasi hesapları için kendi halkının geleceğini feda etmekten kaçınmıyor, Türk darbecileri kendi iktidarları için Türk halkına ne yapıyorsa, PKK da Kürt halkına aynısını yapıyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Peki, karşılaştığımız bu kalleşlik karşısında ne yapacağız, barış ne olacak? <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK konusunda Kürt halkı kendi kararını kendisi verecek. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Ama hükümetin yapması gerekenler var. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />PKK, bu eylemiyle kendisini artık “bir asayiş” sorunu haline getirip barış denkleminden çıktı, bundan sonra hükümetin PKK’yı da Apo’yu da unutup Kürt halkının eşitliği ve huzuru için adımlar atması gerekiyor. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Şimdi açılımın daha da netleşmesinin tam zamanı. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Biliyorum Türk halkının büyük öfkesi ve tepkisi varken bunu yapmak çok zor ama bu hemen yapılmazsa “savaş” ortamı çok çabuk gelişir, bütün Türkiye’nin geleceği kararır. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />At binmeyi öğrenirken attan düşenleri hemen yeniden ata bindirirler, hemen binemezse bir daha binemez çünkü&#8230; PKK’nın kanlı çelmesiyle bu ülkenin insanları attan düştü, hemen yeniden ata binmemiz ve yola devam etmemiz gerekir. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Barışı daha başından beri yakmak isteyen bencil Türk siyasetçileriyle, kendi çıkarlarını kendi halkından üstün gören bencil PKK yöneticileri için bu ülkenin geleceğinden ve çocukların hayatından vazgeçemeyiz. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Bütün bencillere, kalleşlere inat barış yolunda yürümeliyiz. <br style="padding: 0px; margin: 0px;" /><br style="padding: 0px; margin: 0px;" />Barıştan başka bir çaremiz, barıştan başka bir umudumuz yok çünkü.</p>
<p>Ahmet ALTAN &#8211; TARAF</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/pkk-iki-halkin-da-dusmani.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hiçbir Şey Tesadüf Değil</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/hicbir-sey-tesaduf-degil.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/hicbir-sey-tesaduf-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 17:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yorumlar]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[davutoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[dışişleri]]></category>
		<category><![CDATA[dışişleri bakanı]]></category>
		<category><![CDATA[profesör doktor ahmet davutoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1015</guid>
		<description><![CDATA[Dışişleri Bakanı&#8217;mız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile ilgili yazılmış çok güzel bir yazı&#8230; Hem şahsını tanımak açısından, hem ülkemizin Dışişleri Bakanı’nın hedeflerini öğrenmek açısından, hem de ülkemizin dış politikası konusunda bilgi sahibi olmak açısından okunması gerektiğini düşünüyor ve sizlerle paylaşıyoruz&#8230;
&#8212;
2002&#8242;den beri Türk dış politikasını şekillendiren Ahmet Davutoğlu kim ve Türkiye&#8217;yi nereye götürüyor? Stratejisi, geçmişinde gizli.
17 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #0000ff;">Dışişleri Bakanı&#8217;mız Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu ile ilgili yazılmış çok güzel bir yazı&#8230; Hem şahsını tanımak açısından, hem ülkemizin Dışişleri Bakanı’nın hedeflerini öğrenmek açısından, hem de ülkemizin dış politikası konusunda bilgi sahibi olmak açısından okunması gerektiğini düşünüyor ve sizlerle paylaşıyoruz&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">&#8212;</span></p>
<p>2002&#8242;den beri Türk dış politikasını şekillendiren Ahmet Davutoğlu kim ve Türkiye&#8217;yi nereye götürüyor? Stratejisi, geçmişinde gizli.</p>
<p>17 Ağustos 1999&#8242;ta sabaha karşı, Ahmet Davutoğlu, şiddetle sallanan evinden kendini dışarı attıktan sonra, o sırada Eskişehir&#8217;de bulunan eşi ve çocukları için kaygılanmaya başladı. İstanbul Bahçelievler&#8217;deki evinin sokağında bir süre sıkıntıyla bekledi. Bulabildiği bir telefondan Eskişehir&#8217;le temas kurup, endişe edecek bir şey olmadığını öğrendiğinde ancak rahatlayabildi. Herkesin sağlığı yerindeydi ama onun içindeki sıkıntı yine de dağılmamıştı. <strong>Üzerinde çalıştığı kitabın büyük bir bölümünü içeren dosyalar bilgisayarındaki diskette kalmıştı ve şiddetli bir artçı sarsıntı daha yaşanması halinde, evdeki diğer bir sürü öteberiyle birlikte onca yıllık emeği de yıkıntılar arasına karışabilirdi. Düşünüp taşınıp kararını verdi. Komşularının aksi yöndeki telkinlerine kulak asmadan evine koştu. Bilgisayardaki disketi hızla çekip aldı ve &#8220;Stratejik Derinlik&#8221; adını verdiği çalışmasının büyük bölümünü depremden kurtardı. Artık gerçekten rahatlamıştı. </strong></p>
<p>Depremden güç bela kurtarılan kitap 2001&#8242;de yayımlandıktan sonra büyük bir yankı uyandırmadı. Hem içerik hem de yöntem açısından takdir edilse de, doğal olarak, sadece uluslararası ilişkiler teorileriyle ilgilenen sınırlı bir öğrenci ve akademisyen grubunun dikkatini çekti. Esas gürültü çok sonra koptu. Bugün özellikle komşu ülkelere açılımları art arda uygulamaya sokan yeni Türk dış politikasının temel ilkeleri, &#8220;Türkiye&#8217;nin Uluslararası Konumu&#8221; alt başlığını taşıyan Stratejik Derinlik&#8217;te çok önceden yazılmıştı. Kitabın artık Dışişleri Bakanı olan yazarı Davutoğlu, Türkiye&#8217;nin son günlerde dillerden düşmeyen &#8220;eksen&#8221;ini çalışmasında enine boyuna tartışıyordu. <strong>Bakan, &#8220;Ne coğrafi ne de tarihi olarak Avrupa&#8217;dan kopabilir&#8221; diyerek nitelediği Türkiye&#8217;nin, bölgedeki rolünün de bir an evvel farkına varması gerektiğini söylüyordu. Türkiye&#8217;ye merkez ülke rolü biçiyor ve bu rolü hakkınca oynaması lazım geldiğini belirtiyordu.</strong> &#8220;Tarihte edilgen değil etken olmak, tarihi okumak değil yazmak iddiasındaki her toplum, önce içinde bulunduğu sabit veriler olan zamanı ve mekânı yeniden yorumlamak zorundadır.&#8221;<br />
<span id="more-1015"></span><br />
Bu yeni yorumu içeren Stratejik Derinlik halihazırda 30. baskısını yaptı. 584 sayfalık hacimli çalışmayı altını çize çize okuyan ilk öğrenciler, muhafazakâr bir çevreden gelen, kendisini kitaplarına ve öğrencilerine adamış, mütevazı bir profesörle tanışıyorlardı. O günlerde Beykent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanlığı görevini yürüten, Marmara Üniversitesi&#8217;nde ve Harp Akademisi&#8217;nde misafir öğretim üyesi olarak dersler veren Davutoğlu, politikaya girmeyi aklından bile geçirmiyor, kendisine son derece bağlı yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin tezleriyle ilgileniyor, kafasındaki yeni kitap fikirlerini kâğıda dökmek için uğraşıyordu. Aktif politikaya ilk daveti Adalet ve Kalkınma Partisi&#8217;nin (AK Parti) kuruluş çalışmaları sırasında aldı. Akademiden kopmak istemediği için, milletvekilliği yerine danışmanlık yapabileceğini söyledi. 3 Kasım 2002 genel seçimlerinden sonra AK Parti&#8217;nin iktidara gelmesiyle, Başbakanlık Başmüşavirliği ve Büyükelçi unvanıyla danışmanlık görevi üstlense de, esas uğraşı olarak gördüğü derslerine devam etti. Yıllar ilerledikçe danışmanlık programı giderek yoğunlaştı ve 2004&#8242;ten itibaren akademik görevlerinin hepsine bir son verdi. Ankara&#8217;ya iyiden iyiye yerleşen profesör, üç Dışişleri Bakanı&#8217;nın (sırasıyla Yaşar Yakış, Abdullah Gül ve Ali Babacan) arkasında ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın tam desteğiyle, kitabında da öngördüğü politikaları hayata geçirmek için sistemli ve yoğun çalışmalarına başladı. Çalışmaları yankı buldukça, bir zamanlar sadece dar bir çevrenin tanıdığı, kendi halindeki profesörün ismi hem halkın hem de uluslararası politika aktörlerinin arasında yayılmaya başladı. Stratejik Derinlik&#8217;i 1 Mayıs 2009&#8242;dan sonra satın alanlar, artık Dışişleri Bakanı Davutoğlu&#8217;nun kitabını okuyorlardı.</p>
<p>Devlet görevleri bile, Davutoğlu&#8217;nun öğrencileriyle arasına giremedi. Davutoğlu Hoca, öğrencilerinin tezlerine göz kulak olmaya, okumaları gereken kitapları, gitmeleri gereken üniversiteleri önermeye devam etti. Zaten eninde sonunda onların arasına dönmeyi umuyordu. 1 Ekim 2007&#8242;de PKK&#8217;nın Dağlıca Karakolu&#8217;na düzenlediği büyük çaplı baskından hemen önce, danışmanlık görevinden ayrılmak üzereydi. Stratejik Derinlik&#8217;in devamı niteliğindeki Tarihi Derinlik ve Kültürel Derinlik isimli iki çalışmayı hemen hemen bitirmişti. Baskın haberi planlarını değiştirdi, yakın çevresine &#8220;Şimdi bırakamam&#8221; dedi (Bu araştırma sırasında Davutoğlu&#8217;nun yakın çevresindeki birçok isimle konuştuk, ama çoğu devlet görevinde bulundukları için isim ve unvanlarıyla anılmamayı tercih ediyor.) Türkiye o sonbaharın sonuna doğru, neredeyse Irak&#8217;a savaş açacaktı. Kolları sıvayan danışman, işine daha da gayretle sarılıp krizden barış ortamına geçişe el verecek görüşmelere start verdi. Geçen Ekim ayı sonunda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi&#8217;yle imzalanan anlaşmalar ve bölgedeki kampların boşaltılıp PKK&#8217;nın silahsızlandırılması yönünde Kuzey Iraklı yöneticilerle varılan görüş birliği, bugün hükümetin terörü bitirmeyi hedefleyen Kürt açılımının somut meyvelerinden biri. Bakan Davutoğlu, yakın çalışma arkadaşlarına &#8220;bugün akademide olsam, Dağlıca&#8217;dan şimdiki duruma nasıl gelindiği üzerine bir ders vermeyi düşünürdüm&#8221; diyecekti.</p>
<p>Kitapları çok şey anlatıyor olabilir ama sıkı ilişkilerini hiçbir dönem ihmal etmediği yakın çevresi dışında, bakan tam bir kapalı kutu. Mesafeli davrandığı medyadan, uyguladığı siyaseti anlatmanın dışında bir fayda beklemiyor. Beri yandan, Cumhuriyet tarihinin en faal bakanlarından biri olarak, durup kendini anlatmaya gerçekten de vakti yok gibi. Dışişleri&#8217;nin Ankara Balgat&#8217;taki binasındaki makamına pek yerleşmiş sayılmaz; çünkü altı ay boyunca elliyi aşkın seyahat yaptı. Sadece Ekim ayında 13 ülkeye gitti (gündemi belirleyen İran, Irak, Pakistan, İsviçre, Azerbaycan seyahatleri de bu dönemdeydi.) Çekirdek ekibinden bir yetkili &#8220;Son 70 günde en fazla 5-6 gece evimizde kalmışızdır&#8221; diyor. Başbakan danışmanlığı döneminde yaptığı ve bazıları büyük gizlilik içinde yürütülen yolculukların sayısını ise kendi çalışma arkadaşları bile hesaplayamıyor Ekibinden bir isim &#8220;Bazı gezileri o kadar gizli idi ki, bunları bilenler uçaktaki mürettebat dahil iki elin parmağını geçmiyordu&#8221; diyor.</p>
<p><img class="aligncenter size-full wp-image-1019" title="Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu" src="http://www.akpartiliyiz.biz/wp-content/uploads/2009/12/ahmetdavutoğlu-newsweek.jpg" alt="Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu" width="600" height="370" /><br />
Bakan bu gezilerden istediği sonucu aldı. Hükümetin Davutoğlu rehberliğinde uyguladığı politikalar Türkiye&#8217;yi kendi bölgesinde; Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya üçgeninde, eskiye nazaran daha sözü dinlenen ve ihtiyaç duyulan bir konuma getirdi. Komşularla (hele ki Irak gibi sorunlu olanlarla) mevcut problemlerin çözülme yoluna girmesi ve sorun yaşayan komşuların da arasını bulma girişimleri (mesela İsrail ile Suriye arasındaki dolaylı görüşmelerde oynanan rol) Türkiye&#8217;nin itibarını daha da arttırdı. Bu itibar, bölgedeki birçok oyuncu açısından Davutoğlu&#8217;nun şahsında vücut buluyor. Çok değil birkaç yıl önce, Londra&#8217;da Arapça yayımlanan Hayat Gazetesi&#8217;nde şu satırları okumak, herhalde mümkün değildi: &#8220;Sayın Davutoğlu, bölgede sözü geçen ve deneyim sahibi bir bakan olarak, Lübnan&#8217;ı yalnız bırakmayın. Aylardır hükümetten yoksun olan kırılgan Lübnan, iç sorunlarının çözümü için sizin gibi bir terziye muhtaç.&#8221; Hayat&#8217;tan Gassan Şerbel&#8217;in yazısı, Türkiyeli okurlarda hayret uyandıracak kadar yoğun bağlılık ve övgü cümleleriyle devam ediyordu: &#8220;Birçok kriz sizin el atmanızı bekliyor. İlgi alanınız büyük Ortadoğu&#8217;yu kapsıyor, hatta aşıyor. Valizinizde fikirler, temenniler, çözümler ve ilaçlar taşıyorsunuz. Geleceğin penceresisiniz.&#8221;</p>
<p>Şerbel gibi düşünenler bir kenara, bu yeni yaklaşım tarzı elbette herkesi memnun etmiyor. Geçen seneki Gazze saldırısının ardından, İsrail ile ilişkilerin giderek gerilmesine (Son olarak Ekim ayında Konya&#8217;da düzenlenen ve İsrail&#8217;in de katıldığı Anadolu Kartalı tatbikatı iptal edildi.) Paralel olarak, Türkiye&#8217;nin özellikle bölgedeki Arap-Müslüman ilişkilerle görülmemiş bir işbirliği içine girmesi, Türk dış politikası hakkındaki tartışmayı bir soruda kilitledi: Türkiye yüzünü Doğu&#8217;ya mı dönüyor? Renk vermese de, bu soru Davutoğlu&#8217;nu öfkelendiriyor. Sükûnetiyle tanınan ve üşenmeden her şeye cevap veren Bakan&#8217;ın yüzü bu soruyla muhatap olduğunda kararıyor ve ince bir alayla, bunu Türkiye&#8217;ye merkez ülke rolünü yakıştıramayanların, bölgede aktif bir politika gütmeyi çok görenlerin ürettiği bir yorum olarak gördüğünü söylüyor. Yine de, Davutoğlu&#8217;nun sorudan hazzetmemesi, soruyu ortadan kaldırmıyor. Batı&#8217;daki birçok düşünce kuruluşu ve basın yayın organı bu perspektif üzerinden konuşmaya ve Türkiye&#8217;nin rolünü sorgulamaya devam ediyor. Örneğin Wall Street Journal&#8217;da yakın tarihte yayımlanan &#8220;Türk Dürtüsü&#8221; başlıklı bir yazı, Türkiye&#8217;nin yeni yönelimlerinden kaygılandığını açıkça belli ediyor: &#8220;Erdoğan belki de, Türkiye&#8217;nin geleceğinin Batılı muhataplarının kuyruğunda değil, Müslüman dünyanın tepesinde olduğu düşüncesiyle kumar oynuyor. Laiklik, hoşgörü, özgürlük ve Doğu ile Batı arasında bir köprü olmak gibi geleneklerinden gurur duyan Türkler&#8217;in, bunlardan karanlık zaferler uğruna vazgeçmeyeceklerini umut edelim.&#8221; Bu tek örnek değil. Batı medyasında son zamanlarda Türkiye, Erdoğan ve Davutoğlu üzerine, içinde &#8220;hayal kırıklığı, öfke, savrulma&#8221; gibi kelimelerin çokça geçtiği daha sert yazılar da yazıldı.</p>
<p>Öyle görünüyor ki bu yazılar yazılmaya devam edecek. Hükümetin bölgedeki temasları arttıkça kaşlar daha da kalkacak. Davutoğlu&#8217;nun Ekim sonundaki Erbil ve Musul ziyaretinde (bu düzeyde ilk resmi temastı) bir dizi işbirliği antlaşmasına imza koyması Türkiye&#8217;nin bölgedeki aktivitelerini takip edenlere, bakanın kendi ifadesiyle &#8220;komşularla sıfır problem&#8221; politikasının ne demek olduğu ve nerelere kadar gidebileceği yönünde bir fikir verebilir. Ama mesela Başbakan Erdoğan&#8217;ın on gün önceki Tahran ziyareti sırasında İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad&#8217;a &#8220;dostum&#8221; diye hitap edip, nükleer konusunda İran&#8217;ın üzerine çok gelindiği yolunda yaptığı açıklama kafaları fazladan karıştırabiliyor. Türkiye, tarih yazarken Doğu ve Batı&#8217;daki öncelikleri arasında ölçüyü kaçırıyor olabilir mi? Bu soru elbette başka türlü de sorulabilir; bölgede aktif bir politika izlemek isteyen bir devlet için böyle bir ölçüye gerek var mıdır?</p>
<p>Bu soruya yanıt aramak için, Davutoğlu&#8217;nun kitaplarına gömülmüş bir akademisyen olarak, eşi, çocukları ve çevresinde öğrencileriyle beraber yaşadığı günlere geri dönelim. Bakan, o sıralar yazdığı Stratejik Derinlik&#8217;te sadece Türkiye&#8217;nin potansiyel gücü ve imkânlarına yönelik bir değerlendirmede bulundurmuyordu, edilgen dış politika geleneğine ve bunu savunan siyasi elitlere de cepheden saldırıyordu: &#8220;Bu kimliksiz seçkinler, kritik dönemlerde ön plana çıkıp belirleyici olmaktan çok, fark edilmemeye ve inisiyatif kullanmamaya şartlanmışlardır. Ülkelerini dünya gündeminde etkin bir konumda tutmak yeni mesuliyetler getireceği için edilgen olmayı daha emin ve risksiz bir siyaset olarak görürler. Gündemler belirlendikten sonra müzakere masasının bir ucuna ilişmeye çalışırlar.&#8221; Bu satırlar, kitabın genel mutedil havasının çok dışında; Davutoğlu&#8217;nda pek rastlanmayan agresif bir ton içeriyor: &#8220;Olaylarda merkez konumuna doğru kaydıklarında mesuliyetten kaçma yollarını ararken, devre dışı kaldıklarını hissettiklerinde merkeze bir nebze olsun yaklaşabilmek için bütün değer ve önceliklerinden taviz vermeye hazır, kaypak bir psikolojiye bürünürler.&#8221;</p>
<p>Akademik cümlelerin arasında karışıp giden bu sert eleştiri, Davutoğlu&#8217;nu ve politikasını anlamaya başlamak için bir kılavuz olabilir. Israrla kullandığı bazı sözcüklerin üzerinde durmak da ayrıca işe yarayabilir. &#8220;Özgüven&#8221; bunlardan biri. Bakan, koltuğunda geriye yaslanmış, kendinden emin ve temposu asla düşmeyen bir tonda derdini anlatmak için ihtiyaç duyduğu kavramları, tarihleri ve verileri arayıp bulmada hiç sıkıntı duymadan sıralarken, akla gelen sözcük &#8220;özgüven&#8221; oluyor zaten. Bu sözcüğün onun terminolojisinde ayrı bir karşılığı var. Türkiye aydınının, kültür, coğrafya ve tarihinin gereğini hakkınca yapabilmesi için bagajında bulundurması gereken temel unsur özgüven. Bir de bilgi&#8230; Ülkesi gibi kendini de merkeze konumlandırabilen ve doğal olarak, çevresi hakkında her şeyi bilen, anlayan aydın tipi.</p>
<p>İstanbul Vefa&#8217;da bir sokağın iki tarafındaki iki büyük binaya konuşlanmış Bilim ve Sanat Vakfı&#8217;nın kafeteryasında gündelik sohbetlere kulak misafiri olursanız, Farabi&#8217;den Hegel&#8217;e, Morgenthau&#8217;dan, evet, Ahmet Davutoğlu&#8217;na birçok ismi harmanlayan diyaloglar işitirsiniz. Muhafazakâr çevrelerin rağbet ettiği vakıfta siyaset, tarih, ekonomi, edebiyat gibi pek çok alanda uzman isimler tarafından kurslar veriliyor, konferanslar düzenleniyor, okuma grupları oluşturuluyor. Davutoğlu&#8217;nun da 1980&#8242;lerin ortasında kuruluşunda bulunduğu vakıf, bugün onun vurguladığı aydın prototipini yetiştirmeye yönelik bir mekân işlevini görüyor. Hatta bugün Davutoğlu&#8217;na yakın çalışan pek çok isim de o günlerde vakfa gidip gelen, merak ve çalışkanlıklarıyla Hoca&#8217;nın ilgisini çeken isimler&#8230;</p>
<p>O isimleri tavsiyeleriyle hep yönlendirdi. Üzerlerindeki etkisi o kadar fazla ki, görüştüğümüz istisnasız her yakını, bakanı (hatta eşini ve aile yaşantısını da) kendilerine rol modeli olarak gördüğünü söylüyor. Davutoğlu&#8217;nun iki temel tavsiyesi vardı: Onlara her konuya farklı açılardan bakmayı öğrenmelerini ve her zaman uzun vadeli planlar yapmalarını, mesela 10 yıl sonra nerede olacaklarını şimdiden saptamalarını telkin ediyordu. Farklı açıdan bakmak meselesi, öğrencilerini, dünya görüşlerine uymasa da konunun uzmanı üniversitelere yönlendirmesiyle özetlenebilir (örneğin iktisadı oradaki sol ekolden öğrenmeleri için öğrencilerini Manchester Üniversitesi&#8217;ne gitmeye teşvik ediyordu) Eski öğrencilerinden Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Muzaffer Şenel, &#8220;Bize Makyavel&#8217;in Prens&#8217;i ile beraber onun Osmanlı İmparatorluğu&#8217;ndaki çağdaşı Kınalızade Ali Çelebi&#8217;nin Ahlâk-ı Alai&#8217;sini de okuturdu ki, aynı resme farklı taraflardan bakabilelim&#8221; diyor.</p>
<p>Uzun dönemli strateji öğüdünü kendisi için de hayata geçirmişe benziyor. Yakınları bunu başarmasında en önemli etkenin babası olduğunun altını çiziyor: &#8220;Bugün Ahmet Davutoğlu Ahmet Davutoğlu&#8217;ysa nedeni Mehmet Davutoğlu&#8217;dur.&#8221; Annesini henüz üç yaşındayken kaybeden Davutoğlu, altı kız kardeşiyle beraber, öz annesi gibi sevdiği üvey annesi tarafından büyütüldü. Konya Taşkent&#8217;ten ailece İstanbul&#8217;a taşındıklarında, Sultanhamam&#8217;da kendi memleketlilerinin yoğun olduğu Kurtiş Han&#8217;da tekstil üzerine ticaret yapan babası, ailede bir ilki gerçekleştirerek tek oğlunu İstanbul Erkek Lisesi&#8217;ne yazdırdı. 2. Dünya Savaşı sırasında Türkiye&#8217;ye gelen Alman öğretmenlerin o yıllarda da ders vermeye devam ettiği lisede, Davutoğlu ve bir grup arkadaşı, kendilerine, ileriki yıllarda da işlerine yarayacağını tahmin ettikleri bir okuma listesi yaptı. Batı&#8217;dan ve Doğu&#8217;dan filozof ve bilim adamlarının sindirmesi meşakkatli eserlerinden oluşan bu listeyi bir öğretmenlerine gösterdiklerinde, &#8220;Çocuklar, siz iyisi mi, gidin dışarıda biraz top oynayın&#8221; cevabını aldılar.</p>
<p>Davutoğlu bu öneriye kulak verdi (iyi futbol oynuyor, mevkisi forvet, bakanlığa atanana kadar da Pazar günleri, Çengelköy&#8217;deki bir halı sahada öğrencileriyle top oynamaya devam etti; çalışma arkadaşları, Brezilya gezisinde kumsalda röveşatayla attığı bir golün uzun uzun alkışlandığını hatırlıyor) ama farklı metinler üzerinde çalışmayı da ihmal etmedi. Kutsal kitaplardan Hint destanlarına, Batılı filozoflardan İslam hukukuna kadar çok geniş bir alanda kendini yetiştirdi. Almanca ve İngilizce&#8217;sinin (İngilizce eğitim veren Boğaziçi Üniversitesi&#8217;nde Ekonomi ve Siyaset Bilimi bölümlerinde lisans, Kamu yönetimi&#8217;nde yüksek lisans, Uluslararası İlişkiler&#8217;de de doktorasını tamamladı) yanına Milli Eğitim Bakanlığı&#8217;nın bursuyla gittiği Ürdün&#8217;de öğrendiği Arapça&#8217;yı da ekledi. Doktora tezi üzerinde çalışırken Kahire Amerikan Üniversitesi kütüphanesinde İslami metinlere daldı. Alternative Paradigms ismini taşıyan ve İslam ile Batı düşüncelerinin siyasi teori üzerindeki etkisini inceleyen tezi, University Press of America tarafından basıldı (konu hakkında ön hazırlığı olmayanlar açısından okunması zor bir metin ve henüz Türkçe&#8217;ye çevrilmedi.) Eski öğrencilerinden Şenel, Davutoğlu&#8217;nun &#8220;Mikrodan ziyade makro perspektiften bakıp evrensel gerçekliği anlamaya çalışan bir tarzı&#8221; olduğunu söylüyor.</p>
<p>Onu tanıyan herkes, çalışkanlığı ve sert disiplini üzerinde birleşiyor. Örneğin yakın bir aile dostu, Davutoğlu&#8217;nun üç gün yerinden kalkmadan kitabının üzerinde çalıştığını aktardı. Bir dönem asistanlığını da yapmış eski öğrencilerinden, İstanbul Ticaret Üniversitesi öğretim üyesi Mesut Özcan, Ahmet Davutoğlu&#8217;nun &#8220;sekiz saatlik uykuyu lüks saydığını&#8221; anlatıyor: &#8220;&#8216;Bizim bu kadar uyumaya hakkımız yok&#8217; der. Bir konuyu bütün detaylarıyla çalışmak için elinden geleni yapar, kendini de buna göre organize eder.&#8221; Özcan, etraflı çalışma biçimine örnek olarak bugün ABD&#8217;nin Ortadoğu Temsilcisi görevinde bulunan George Mitchell başkanlığında 2001&#8242;de hazırlanan Şarm El Şeyh Gerçekleri Tespit Komisyonu Raporu&#8217;nun (Mitchell Raporu diye de biliniyor) hazırlanışını gösteriyor. &#8220;Filistin-İsrail ihtilafıyla ilgili kapsamlı raporu hazırlayacak heyette eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel de bulunuyordu. Demirel bir gün Ahmet Davutoğlu&#8217;nu aradı ve kendisine bu raporda yardımcı olmasını istedi, Hoca da bizden kendisinin başında olduğu bir ekip kurdu ve aylar süren çalışmayla rapor yazıldı. Demirel bu çalışmayı komisyona sundu. Mitchell Raporu&#8217;nun önemli kısmında hocanın raporundan faydalanılmıştır.&#8221; Mitchell Raporu tarafsızlığı ve kapsamlı çözüm önerileriyle uluslararası kamuoyunda takdir topladı ve bir dönem Filistin-İsrail barışının yol haritası olarak da kullanıldı.</p>
<p>Mitchell Raporu&#8217;ndan da önce, henüz doktorasını yaparken Ortadoğu&#8217;ya yaptığı seyahatler Davutoğlu&#8217;nun bugünkü politikaları yürüttüğü coğrafyayı tanımasını sağlamıştı. Davutoğlu ailesine çok yakın (adının açıklanmasını istemeyen) biri, doktora öğrencisi Ahmet Davutoğlu&#8217;nun Ürdün&#8217;de bulunduğu zamanlarının aile için biraz sıkıntılı olduğunu anlatıyor: &#8220;Eşi Sare Hanım&#8217;la birbirlerinden uzun süre uzak kaldılar, sık sık mektuplaşırlardı.&#8221; Davutoğlu çifti, bir başka yurtdışı macerasında ayrı kalmamayı tercih etti. 1990&#8242;ların başında Malezya&#8217;daki Uluslararası İslam Üniversitesi Ahmet Davutoğlu&#8217;na öğretim üyeliği teklif edince, Kuala Lumpur&#8217;a beraberce gittiler ve Çin Mahallesi&#8217;ndeki bir evde yaşadılar. O günler aile saadetini en dolu dolu idrak ettikleri zamanlardı. Ahmet Davutoğlu kitap çalışmalarıyla ilgilenirken, jinekolog eşi de kendi mesleğini icra ediyordu. Malayca da öğrenen çift, omuzlarında çocuklarıyla Kuala Lumpur sokaklarında dolaşmaktan çok hoşlanıyordu.</p>
<p>Bir kalem adamı olarak Davutoğlu&#8217;nun ikna ediciliğini okurları teslim ediyor. Ama o esas sürprizi, hitabetteki becerisiyle yaptı. Öğrencilerine saatler boyu verdiği derslerle geliştirdiği yeteneği devlet adamlığı kariyerinde epey işine yaradı. Katıldığı konferanslarda esprilerle süslediği konuşmaları dinleyici sıralarında heyecan yaratabiliyor. Esprili kişiliği zaman zaman eşine yaptığı telefon şakalarıyla da su yüzüne çıkıyor. Dışişleri Bakanlığı&#8217;ndaki çalışma dairelerinin hazırladığı metinler Bakan&#8217;ı kesmiyor ve konuşmalarını genellikle kendi donanımını kullanarak yapıyor. Ekibindeki kıdemli isimlerden biri, işin sırrının Bakan&#8217;ın bilgi düzeyinde ve istisnasız herkese güven aşılamasında olduğunu düşünüyor: &#8220;Bakan&#8217;ın on dakika içinde gardını düşüremeyeceği hiç kimse yoktur, en azından ben görmedim. Üstelik bu konuda epey deneyim de yaşadık. Danışmanlık döneminde üst perdeden konuşan Batılı diplomatlarla çok karşılaşıyorduk. Örneğin 1 Mart (2003) tezkeresinin reddinden sonra, ABD&#8217;deki bir Yahudi kuruluşunun başındaki bir zat randevu alıp geldi, Bakan&#8217;a Türkiye&#8217;nin politikaları hakkında on dakika verip veriştirdi, sonra da daha fazla kalamayacağını, başka randevuları olduğunu, ertesi gün de oruç tutacağı için erken ayrılacağını söyledi. Ahmet Bey, bunun üzerine onun tutacağını iddia ettiği orucun zamanı ve geleneği üzerine, bütün bir Yahudi kültürü ve tarihini harmanlayan uzun bir konuşma yaptı. Adam afalladı. Tüm randevularını iptal etti, üç saat kaldı ve bir daha geldiğinde kendisine bir gün ayırmamız için ricada bulundu. Giderken &#8216;Sizin hakkınızda başka şeyler söylüyorlardı&#8217; diyordu.&#8221;</p>
<p>Davutoğlu, tarihin ayırıcı değil birleştirici olması gerektiğini bulunduğu her ortamda söylüyor veya jestleriyle gösteriyor. Gaziantep ile Halep şehirleri arasındaki mesafenin, sınırlar yüzünden, olması gerektiğinden çok daha uzun göründüğünü daha önce defalarca söylemişti; Suriye&#8217;yle vizelerin karşılıklı kaldırılması bu yüzden onun için ayrı bir sevinç kaynağı haline geldi. Musul&#8217;daki temaslarında Vali Ethil El Nuceyfi&#8217;nin vilayetlerini ilk defa yabancı bakanlar tarafından ziyaret edildiğini söylemesi üzerine, tarihi ortaklıkları referans göstererek &#8220;bizi yabancıdan saymayın&#8221; diyordu. Vali&#8217;nin kendisine bir at hediye etmesi üzerine, &#8220;atalarım buraya atla gelmişti, ben de atla dönerim&#8221; diye esprili bir cevap da verdi. Ekibinden bir yetkilinin aktardığı aynı minvaldeki bir başka olayda ise biraz kızgındı. &#8220;Geçen ay Bosna&#8217;da yürüttüğümüz temaslarda, bizim lehimize görüşleri bulunan Batılı bir diplomat, son dönemdeki kapsamlı faaliyetlerimizi kastederek &#8217;siz de buraya biraz paraşütle geldiniz&#8217; şeklinde espri yaptı. Bu laf Bakan&#8217;a aktarılınca, &#8220;Hayır, biz buraya atla gelmiştik&#8221; diyerek cevap verdi.&#8221;</p>
<p>Tarihi hassasiyetlere fazla angaje olmak sakınca içerebilir. Bakanı yakından tanıyan yazar Etyen Mahçupyan, Ermenistan&#8217;la karşılıklı atılan imzalar sonrasında Azerbaycan&#8217;la yaşanan bayrak krizinde Davutoğlu&#8217;nun tavrının umut kırıcı olduğunu yazdı. &#8220;Azerbaycan&#8217;la olan &#8216;bayrak krizinin&#8217; ardından bu ülkeye yaptığı seyahat sırasında &#8216;benim hemşerim bu topraklarda şehit olmuş.. gerekiyorsa 72 milyon Anadolu halkı bugün Azerbaycan&#8217;da ölmeye hazırdır&#8217; demiş. Eğer topraklar şehitle ölçülseydi bugün Anadolu kimlere kalırdı konusuna girmeyelim, Anadolu halkının kaba bir hamasete kurban verilme arzusuna da değinmeyelim, ama bir entelektüelin avucumuzdan kayıp gitmesine üzülmemek elde değil. Yoksa geriye sadece bir &#8216;eski rejim siyasetçisi&#8217; mi kalacak?&#8221;</p>
<p>Beri yandan, bu hafta İslam Konferansı Örgütü toplantısı için İstanbul&#8217;a gelmesi beklenen Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir&#8217;i (Beşir, Türkiye&#8217;nin imzacısı olmadığı Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından Darfur&#8217;da &#8216;etnik temizlik&#8217; yapmakla suçlanıyor ve hakkında tutuklama emri var) ağırlamak bir kenara, Darfur&#8217;da yaptıklarını kınamaması Davutoğlu&#8217;nun standartlarının sorgulanmasına neden oluyor. Bir tarafta İsrail&#8217;i Gazze konusunda, köprüleri atma pahasına eleştirirken, Darfur&#8217;da suskun kalmak, Davutoğlu&#8217;nun çok önem verdiği adalet duygusuyla da pek bağdaşmıyor.</p>
<p>Alman filozof Martin Heidegger&#8217;in, &#8220;ne yapmayı düşünüyorsunuz&#8221; sorusu karşısında &#8220;hem düşünmek, hem yapmak, bu benim için çok fazla&#8221; dediği aktarılır. Davutoğlu her iki fiilden de hissesini fazlasıyla alan bir devlet adamı. Mahçupyan&#8217;ın tarif ettiği üzere sıradanlaşma tehlikesine kapılabilecek zor bir konumda olsa da, bakanlık kariyerindeki çalışkan performansı konuşulmaya devam edecek. Peki devamı gelecek mi? Davutoğlu&#8217;nun kariyerinin son noktası burası mı, çok sevdiği akademisyenliğe bir gün yeniden dönecek mi? Mesut Özcan, Bakan&#8217;ın hayatında hiç kimseden hiçbir şey istemediğini söylediğini hatırlıyor. &#8220;Birisinden kendisi için bir şey talep edecek biri değildir. Hiç olmadı.&#8221; Denklem böyleyse, cevabı bulmak kolay. Ankara, hiçbir şey istemeyenlerin uzun süre yaşayabileceği bir yer değil. Ama belki bu da değişir.</p>
<p>(Semin Gümüşel ve Nevra Yaraç&#8217;ın katkılarıyla.)</p>
<p>(<strong>Yazının İngilizcesi <a href="http://www.newsweek.com/id/224713">newsweek.com</a>&#8216;da</strong>)</p>
<p>Kaynak: <a title="NewsWeek Türkiye" href="http://www.newsweekturkiye.com/haberler/detay/34267/Hicbir-sey-tesaduf-degil">NewsWeek Türkiye</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/hicbir-sey-tesaduf-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Hırsızlık olmayan mahallede bekçinin önemi kalır mı?&#8221;</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/hirsizlik-olmayan-mahallede-bekcinin-onemi-kalir-mi.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/hirsizlik-olmayan-mahallede-bekcinin-onemi-kalir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 19:19:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Myd10oz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[çeteler]]></category>
		<category><![CDATA[Demokratik Açılım]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon terör örgütü]]></category>
		<category><![CDATA[etö]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin çelik]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Açılımı]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Birlik]]></category>
		<category><![CDATA[Milli Birlik Projesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1007</guid>
		<description><![CDATA[AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Ergenekon&#8217;un gizli iktidarını yıllarca &#8216;iç düşman&#8217; politikasıyla koruduğunu ima etti. Bu politikanın sebebini de &#8220;Bir mahallede hiç hırsızlık vakası yoksa mahalle bekçisinin bir önemi kalır mı?&#8221; sorusuyla izah etti.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ilginç bir Ergenekon tarifi yaptı. Türkiye&#8217;de sürekli &#8216;iç düşmanlar&#8217; üretildiğine dikkat çeken Çelik, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Ergenekon&#8217;un gizli iktidarını yıllarca &#8216;iç düşman&#8217; politikasıyla koruduğunu ima etti. Bu politikanın sebebini de &#8220;<strong>Bir mahallede hiç hırsızlık vakası yoksa mahalle bekçisinin bir önemi kalır mı?</strong>&#8221; sorusuyla izah etti.</p>
<p>AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ilginç bir Ergenekon tarifi yaptı. Türkiye&#8217;de sürekli &#8216;iç düşmanlar&#8217; üretildiğine dikkat çeken Çelik, &#8216;mahalle bekçisi&#8217; örneğinden Ergenekon&#8217;u anlattı. &#8220;Bir mahallede hiç hırsızlık vakası yoksa mahalle bekçisinin bir önemi kalır mı?&#8221; diye soran Çelik, şöyle devam etti: &#8220;<strong>Mahalle bekçisi akıllıysa, kendi konumunu muhafaza etmek için mahallede hırsızların kol gezdiğini yayması lazım. Hatta daha akıllıysa arada bir iki kapıyı kendisinin yoklaması lazım. İşte Ergenekon budur.</strong>&#8221;</p>
<p>Kimse Yok mu Derneği&#8217;nin organizasyonuyla Türkiye&#8217;nin farklı illerinden ve yurtdışından gelen gönüllüler için düzenlenen programa AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik de katıldı. Burada konuşan Çelik, bazı çevrelerin sürekli birilerinin devleti ele geçirmeye çalıştığı psikolojisini yaydığını ve &#8216;iç tehditler&#8217; oluşturduğunu hatırlattı. Çelik, &#8220;<strong>Yıllar yılı bunu duyuyoruz. Solcular devleti ele geçirmeye çalışıyor. Sağcılar, Aleviler, İslamcılar, Kürtler devleti ele geçirmeye çalışıyor. Devleti ele geçirmeye çalışıyor dediklerini alt alta yazsanız Türkiye&#8217;nin nüfusu ortaya çıkar. İnsan kendisine ait olan bir şeyi ele geçirir mi? Böyle bir şey varsa demek ki biz bu kadar insana kendilerini bu devlete ait olduğu hissini verememişiz.</strong>&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>Hüseyin Çelik, <em>Bingöl&#8217;de 33 askerin nasıl şehit edildiğinin karanlık bir nokta</em> olduğunu belirterek, &#8220;<strong>Ama yavaş yavaş aydınlanıyor. Türkiye&#8217;de ne kadar karanlık varsa millet iradesiyle aydınlanacaktır.</strong>&#8221; dedi. Etnik kökenlerin önemli olmadığını ifade eden AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Mevlânâ&#8217;nın &#8216;<strong>Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar kardeştir</strong>&#8216; sözünün altını çizdi. Bugünlerde Türkiye&#8217;nin ayağındaki bir prangadan kurtulmaya çalıştığını anlatan Çelik, demokratik açılım sürecinde Türkiye&#8217;nin zedelenmeye çalışılan kardeşliğini onarmaya gayret ettiklerini belirtti.</p>
<p>Kaynak: Zaman Gazetesi</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/haberler/hirsizlik-olmayan-mahallede-bekcinin-onemi-kalir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Milletim uyan artık&#8230;</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/duyurular/milletim-uyan-artik.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/duyurular/milletim-uyan-artik.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 15:04:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti]]></category>
		<category><![CDATA[hüseyin gülerce]]></category>
		<category><![CDATA[zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=1004</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazı bütün dostlarımız tarafından okunmalı, okutulmalı&#8230; Küçücük bir yazı ile durumun özeti çıkarılmış. Bize göre ilçe teşkilat binalarımızda panolara asılmalı, mahalle teşkilatlarımıza dağıtılmalı, toplantılarda okutulmalı. 
Gündemin ve dezenformasyonun yoğunluğu içinde bize buraya getiren asıl durumun ne olduğunu hatırlatacak, hafızalarımızı tazeleyecek, basit ama önemli bir yazı&#8230;
Aziz milletim. İnsanlık adına, insaniyet namına hamle yapacağın bir rampada, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff6600;"><em>Bu yazı bütün dostlarımız tarafından okunmalı, okutulmalı&#8230; Küçücük bir yazı ile durumun özeti çıkarılmış. Bize göre ilçe teşkilat binalarımızda panolara asılmalı, mahalle teşkilatlarımıza dağıtılmalı, toplantılarda okutulmalı. </em></span></p>
<p><span style="color: #ff6600;"><em>Gündemin ve dezenformasyonun yoğunluğu içinde bize buraya getiren asıl durumun ne olduğunu hatırlatacak, hafızalarımızı tazeleyecek, basit ama önemli bir yazı&#8230;</em></span></p>
<p><img class="alignleft" title="Hüseyin Gülerce" src="http://www.mazlumder.org/resimler/yazar/huseyin.jpg" alt="huseyin.jpg (184×227)" width="147" height="182" />Aziz milletim. İnsanlık adına, insaniyet namına hamle yapacağın bir rampada, sana kıymak istiyorlar. Bir asırdır, sırtına binen vicdansız, acımasız, zalim cuntacı bir zihniyetin elinde inlediğin yeter artık.<br />
Gerçekleri gör artık. Dün Munzur kenarında çocuklarını, bir araya toplayıp kurşundan geçirenler; &#8220;ama onlar da isyan etti&#8221; diyerek binlerce masumu katledenler, bugün hâlâ aynı kafadalar. Şimdi de bir müzeye toplayacakları çocuklarını, dinamitle havaya uçurmanın planlarını yapıyorlar. Ben yazarken inanamıyorum, onlar ise hâlâ koltuklarında oturarak, daha korkunç planlar yapmaya devam ediyor.</p>
<p>Milletim uyan artık. Gazete ve televizyonlarda elleri var. Susturucu taktırıyorlar. Gerçekleri sana duyurmak, istemiyorlar. Anlı şanlı medya patronları, yöneticileri duymuyorlar, duyurmuyorlar.. görmüyorlar, gördürmüyorlar&#8230; İhanetler perdeleniyor. Cuntacılar aklanmaya çalışılıyor. Yüksek yargıda, üniversitelerde, barolarda, iş dünyasında adamları var. Şu anda Ergenekon davasında köşeye sıkıştıkları için hepsini cepheye sürüyorlar.</p>
<p>Milletim uyan artık. Yıllardır, komplolarla, provokasyonlarla, tezgâhlarla seni Türk-Kürt, Sünni-Alevi, laik-dindar, ilerici-gerici diye bölmeye çalıştılar. Gazetecileri, aydınları öldürdüler, &#8220;dindarlar yaptı&#8221; dediler. Sivas&#8217;ta masumları otellerde yaktılar, &#8220;Sünniler yaptı&#8221; dediler. İntikam gibi göstermek için Başbağlar&#8217;da katliam yaptılar, &#8220;Alevilerin, Kürtlerin işi&#8221; dediler&#8230; Güneydoğu&#8217;da 17 bin 500 cinayet işlediler, bizi bölmenin ateşini körüklediler.</p>
<p>Cuntacılar kadar zalim, onlar kadar vicdansız medya yöneticileri olmasa, üç günlük ömürleri var. Bu kadar net konuşuyorum. İsimlerini vermeyeyim, sen onları, bu Kafes eylem planlarını hiç yazmamalarından, ana haberlerine hiç taşımamalarından tanıyacaksın. Dört gazete, dört televizyon kanalı, üç gün bunların ihanet planlarını manşetlerine taşısa, ana haberlerde ekranlarda on beş dakika ele alınsalar, bunların işi bitecek. Yüksek yargıdaki koruma duvarları yıkılacak. Darbeci baroların elleri ayaklarına dolaşacak. Ergenekon&#8217;a avukatlık yapan siyasetçiler, insan içine çıkamayacak. Ama yapmıyorlar ve yapmayacaklar&#8230; Çünkü birlikte inşa ettikleri statüko yıkılacak, milli irade üzerindeki vesayet rejimi son bulacak. Demokrasinin önündeki bütün engeller kalkacak.</p>
<p>Aziz milletim, iş sana düşüyor&#8230; Dar bir geçittesin. Tek bir çıkış yolu var. El ele tutuşmalıyız. İnancımız, fikrimiz, etnik kökenimiz, mezhebimiz ne olursa olsun, bugün bu topraklarda insan kardeşleri olarak; insanlığımızı, özgürlüklerimizi, hürriyetlerimizi, onurumuzu, haklarımızı koruma adına, yüreklerimizi birleştirmeliyiz. Demokrasiyi, insan haklarını, hukukun üstünlüğünü hepimiz için istemeliyiz.</p>
<p>Bunun için dostluğa dost, düşmanlığa düşman olmalıyız. Cuntacılar, farklılıklarımızı düşmanlık sebebi yapmak istiyor. Oyunlarını bozalım.</p>
<p>Gelin Türk, Kürt, Sünni, Alevi, laik, dindar ne olursak olalım helalleşelim. Kapanmış yaralarımızı kanatmak isteyenleri, ancak birbirimizi affederek durdurabiliriz.</p>
<p>Aziz milletim. Gel, &#8220;daha önce incinmişsen de incitme&#8221; diyelim. Bizi, birbirimizden ayırmak isteyenlere karşı tek yürek olalım. Ayrı ayrı yaşadığımız acıları, hepimizin acıları bilelim. Acılarımızı kıyaslamayalım. Karşımızda, hiçbirimize merhameti olmayan, kan dökmeye alışmış, gözü dönmüş caniler var.</p>
<p>Onları ancak, birbirimize olan hoşgörümüz, sevgimiz, gönül beraberliğimiz durdurabilir. Onlar tuzak kurdukça biz, birbirimize daha çok sarılalım. Her köşe başında bir komplo var. Denizin ortasında dev dalgalara yakalanmış gibiyiz. Can yeleklerimiz; sevgiden, insanlıktan, hoşgörüden dokunmuşsa eğer batmayacağız. El ele tutuşursak birbirimizden kopmayacağız.</p>
<p>Milletim uyan artık. Bak yarın bayram. Küskünlükleri unutalım. Birbirimizin haklarına sahip çıkalım, insanlık düşmanı cuntacılara fırsat vermeyelim&#8230;</p>
<p>Hüseyin Gülerce &#8211; Zaman</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/duyurular/milletim-uyan-artik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deniz dursun; Kemâl, Onur&#8217;uyla gitsin!</title>
		<link>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/deniz-dursun-kemal-onuruyla-gitsin.html</link>
		<comments>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/deniz-dursun-kemal-onuruyla-gitsin.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 18:14:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>gobeginikasiyanadam</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.akpartiliyiz.biz/?p=998</guid>
		<description><![CDATA[
Onur Öymen, siyasi kariyeri bakımından ömrünün en zor günlerini geçiriyor. Anasından dünyaya beyaz doğmuş bir &#8220;Beyaz Türk&#8221;ün, vaktiyle medya infazına uğrayan kader kurbanlarını anlayıp empati yapması için değerli bir fırsattır fakat, fakat &#8220;oh olsun&#8221; demenin civanmerdlikte yeri yoktur.
Onur Öymen sürç-i lisan filan etmedi, bugüne kadar söylenmesinde mahzur görülmeyen şeyleri, -üstelik grubum beni alkışlar düşüncesiyle- konuştu; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="Ahmet Turan Alkan" src="http://www.biyografi.net/images/kisi/202.jpg" alt="" width="150" height="200" /></p>
<p>Onur Öymen, siyasi kariyeri bakımından ömrünün en zor günlerini geçiriyor. <span style="color: #ff0000;">Anasından dünyaya beyaz doğmuş bir &#8220;Beyaz Türk&#8221;ün, vaktiyle medya infazına uğrayan kader kurbanlarını anlayıp empati yapması için değerli bir fırsattır</span> fakat, fakat &#8220;oh olsun&#8221; demenin civanmerdlikte yeri yoktur.</p>
<p>Onur Öymen sürç-i lisan filan etmedi, bugüne kadar söylenmesinde mahzur görülmeyen şeyleri, -üstelik grubum beni alkışlar düşüncesiyle- konuştu; grubu Öymen&#8217;i alkışladı; hatta Kılıçdaroğlu bile alkışladı Öymen&#8217;i. Her şey mûtadı üzereydi; Öymen&#8217;i kâküllü Hitler&#8217;e benzeten Avrupa mahreçli o poster CHP&#8217;nin kimyasını bozdu.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Onur Öymen kendince haklı. &#8220;Atatürk&#8217;ün Dersim&#8217;de yaptıklarını anlatırken bize faşist diyorlar. Ben faşistsem isyanı bastıranlar neydi?&#8221; cümlesi ise kendince haklılığın ama hakikat ve tarih karşısında şaşkınlığa düşmenin ifadesidir; devam ediyor: &#8220;Benim bir ayaklanmayı Atatürk&#8217;ün mücadele yöntemiyle çözülmesini istemem niye Alevileri rahatsız etti, anlamış değilim.&#8221;</span></p>
<p>Aslında anlaşılması hiç de zor değil fakat, fikrî birikimini Atatürk döneminde yapılanları dünyanın en doğru, en mâkul, en isabetli şeyi sayan bir zihniyet için anlamak neredeyse imkânsız. O devri sadece &#8220;Nutuk&#8221;tan okuyup yazılan her şeyi &#8220;nass&#8221;, yazarını ise &#8220;hakikatin biricik aktarıcısı&#8221; kabul edenler için bu retoriğe aykırı her fikir veya tez zındıklık, irticâ gibi görünecektir. Onur Öymen&#8217;in şaşkınlığını anlıyor fakat anlayışla karşılamıyoruz. Bu talihsiz konuşma ve o konuşmanın ikinci kere savunulması için sarf edilen sözler, ülkemizde Atatürkçülüğün ve Atatürk&#8217;ün ne kadar sathî ve yetersiz kavranıldığını göstermesi bakımından çok dikkat çekicidir.</p>
<p>Onur Öymen ve onun gibi düşünen az sayıda anakronik zihniyetlinin dışında bugün kimse, Dersim Harekâtı esnasında ordunun &#8220;ölçüsüz şiddet&#8221; kullanmış olduğu gerçeğini alkışlamıyor; vicdan sahibi herkes bugün, Öymen&#8217;e tepki gösteren Tuncelililerin ve Alevilerin yanında saf tutmayı insâfın emri sayıyor. <span style="color: #ff0000;">Kemal Kılıçdaroğlu ise, rüzgârın âniden ve şaşırtıcı bir tarzda yön değiştirmesiyle siyasi oportünizmden örnekler sunarak itibarını korumak derdindedir fakat onun için de &#8220;deniz tükenmiş gibi&#8221; görünüyor. </span>Mahalli seçimlerden beri, sarf ettiği her lâfın mâlum gazeteci takımı tarafından, &#8220;Bir ok attınız Sayın Kılıçdaroğlu, ânında kebab oluverdi&#8221; edâsıyla süslenip püslenmesine alışan Kılıçdaroğlu, lüzumundan fazla şişkin özgüven hissiyle bir süre önce Bakan Mehmet Şimşek&#8217;in ailesiyle ilgili çirkin bir imâda bulununca hiç alışık olmadığı bir ayıplamalar zinciriyle karşılaşmış ve sendelemişti. Şimdilerde ise Onur Öymen&#8217;i konuşması esnasında alkışlamasının vebalini, koyu bir Tuncelilik gösterisine sığınarak telafi etmeye kalkışıyor ama nâfile. Kılıçdaroğlu, belirli bir zaman dilimi içinde medya için hayli elverişli bir yüz olarak kamuoyunda yükseltildi; şimdi iniştedir.</p>
<p>Asıl konuya geleyim: CHP için ciddi ciddi endişeleniyorum. Baykal&#8217;ın oturduğu tahtı güçlendirmesi gereken bütün isimler sırayla tökezliyor; ikinci adam seçiminde bu derece meşakkate düşen bir liderin tahtını koruması zor görünüyor, oysa ki Türkiye&#8217;nin Sayın Baykal&#8217;a çok ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz. Bunu duyunca belki biraz üzülecek ama söylemek zorundayım; bugün pek çok vatandaşımız, Baykal&#8217;ın gösterdiği tavrın zıddına yoğunlaşmak suretiyle meseleler hakkında esaslı bir fikir sahibi olmaktadır. Ee, kabul edelim ki bu da bir hizmettir!</p>
<p style="text-align: right;">Ahmet Turan ALKAN &#8211; ZAMAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.akpartiliyiz.biz/akparti/yorumlar/kose-yazilari/deniz-dursun-kemal-onuruyla-gitsin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
