Cumhuriyet gazetesi dün birinci sayfadan, AK Parti hakkında kapatma davası açan savcı için, “Yalçınkaya’nın dedesi şeyh…” başlığını atmış.
Savcı Bey’e, dedesinin şeyh olmasından dolayı çok umutlanmamasını tavsiye etmeyi bir borç biliyorum. Sakın Cumhuriyet gazetesinin gazına gelmesin.
|
İddianamede öyle şeyler var ki, bu insanlar acaba İslam’la ilgili her şeye mi karşılar diye düşünmeden edemiyor insan. |
Bırakın şeyh olmasını, benim birinci derece göbekten dedem Hz. Âdem de bir peygamberdi ama, bakın şu halime… Bende hiç en büyük dedesi peygamber bir insan ahvali var mı? Yani dedesinin şeyh olması Savcı Bey’e öbür yanda bir şey kazandırmayabilir.
Kısacası, öbür yanda dedelerle ve acı gerçeklerle yüzleşmek de var.
İnsanlar din diyanetle ilgili konularda laflamaya görsünler, hemen, “benim dedem de iyi bir Müslüman’dı, anam başörtülüydü” söylemlerinin arkasına sığınıyorlar. Tıpkı Cumhuriyet gazetesinin savcı bey için yaptığı haberde olduğu gibi. Bizlere, merhum dedelerimizin ne yaptığını değil, bizden sonrakilere, yani torun torbamıza ne kadar yaşanabilir bir ülke ve dünya bıraktığımızın hesabını soracaklar.
Neyse biz konumuza geçelim. Cumartesi akşamı STV’de Hakkını Helal Et programını izlerken, reklâm arasında kanallar arasında şöyle bir gezineyim dediğimde, FOX TV’de Şaban Oğlu Şaban filmi ilişti gözüme. Bilenler bilir, Kemal Sunal filmlerinin toplumda neden bu kadar ilgi gördüğünü sosyolojik açıdan analiz eden Kemal Sunal Fenomeni adlı bir kitabım da var benim.
Kadını kesip budundan köfte yapmak…
Kemal Sunal’la Halit Akçatepe’nin rol aldığı film daha karşıma çıkar çıkmaz öyle bir repliğe denk geldim ki, kafam dank etti. Evin hanımı olan Adile Naşit’in kaybolan elmasını bulmak üzere dedektif rolünde konağa gelen ikili, yemek saatine denk gelirler. Halit Akçatepe masadakilere dedektif edasıyla yönelttiği “ne yiyorsunuz, söyleyin bakalım” sorusuna “kadınbudu köfte” cevabı alınca, Kemal Sunal’a dönerek, “Demek bu evde kadın kestiler, budundan da köfte yapıp yiyorlar” der.
Sözü uzatmaya gerek yok. Yargıtay Başsavcısının AK Parti’nin kapatılması istemiyle açtığı dava için hazırladığı iddianameye göz atarken görüyorsunuz ki, filmde geçen ve kadınbudu köfteden yola çıkarak bir kadının öldürülmüş olabileceğini ima eden replikteki tema bile, demokratik bir ülkede AK Parti’yi kapatmak için öne sürülen iddialardan ve çıkarımlardan daha güçlü duruyor.
|
Şaka bir yana, acı ama gerçek bir tablo ile karşı karşıyayız. Ülke bu duruma düşürülmemeliydi. |
Yazıyı başlık olan konumuz da bu zaten. Malum, Türkiye geçen hafta kadınbudu köfte olayını tartışmıştı. Bir programda bu yemeğin isminin pirinçli köfte olarak ifade edilmesinin önerilmesi üzerine, laiklik elden gidiyor teranesi başlatılmıştı. Savcı Bey her nasılsa bunu atlamış ve gözden kaçırmış olmalı. Gazete kupürlerinden oluşan ve bazıları daha sonra tekzip edilen iddialara göz atarken, gözüm bu örneği de aradı. Şaka bir yana, acı ama gerçek bir tablo ile karşı karşıyayız. Ülke bu duruma düşürülmemeliydi.
İddianamede Milli Şairimiz Mehmet Akif’in Safahat’ını dağıtmak bile kapatma gerekçesi olarak yer aldığına göre (iddianame, sayfa 104), kadınbudu köfte isminden yola çıkarak şöyle okkalı bir irtica manifestosu yazmak daha çarpıcı olmaz mıydı (!)
Meclis Başkanı Köksal Toptan, “23 Nisan’da ülkemize gelecek olan çocuklara şimdi ben bunu nasıl izah edeceğim” sözü bu açıdan fevkalade önemlidir. Ben olsam o gün Savcı Bey’i Meclis’e davet eder, buyurun siz anlatın derdim. Herhalde çocukların birçoğu iddianamedeki örneklerden yola çıkarak, “İyi ama Savcı Amca, bizim evdeki durum da böyle. Bizim evi de kapatmayı düşünür müsünüz” diyeceklerdir.
İddianamedeki kimi örneklere bakınca, aslında şık olmamış denilebilecek türden noktalar varsa da, bunlardan yola çıkarak bir iktidar partisi hakkında kapatma isteminde bulunmak, bir iki eksiğinden dolayı belki de sadece ikaz edilebilecek birini idam etmek gibi ağır bir ceza talebi var karşımızda.
Vatandaş umursamadı…
AK Parti’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulduğu haberi son dakika gelişmesi olarak televizyon ekranlarına düştüğü ve internet sitelerinde yer aldığı andan itibaren, bir iletişimci olarak konunun gelişimini izlemeye aldım. Ne o akşamki haber bültenleri sıra dışı reyting rekorları kırdılar, ne de internet sitelerinde yer alan konuyla ilgili haber en çok okunanlar listelerini alt üst etti. İlginçtir, vatandaş bu haberi iplemedi.
O kadar ki, iddianamenin tamamını ilk yayınlamakla övünen gazetenin o gün web sayfasında en çok okunan haber, erkeklerin g noktası haberi oldu. Yani vatandaş cinsel içerikli habere verdiği önem kadar konuya ilgi göstermedi. Siyasi iktidardan çok cinsel iktidar konusu daha çok ilgilendirdi okuyucuları… Ben bunu şöyle anlıyorum; En Son Babalar Duyar dizindeki Kadir’in yaptığı gibi, vatandaş da, “dert etme gardaş, zamanı gelince, sandık kurulunca hallederiz” anlayışında oldu. İyi de, olan da yine ülkeye oldu.
|
Savcı Bey davayı öyle bir zamanda açtı ki, böylesine önemli bir davanın arkasında güçlü bir siyasi iradenin varlığı zarureti ortada iken, Savcı Bey bunu bir bakıma ortadan kaldırdı. |
Ergenekoncular Savcı Bey’e ne kadar teşekkür etseler yeridir… Savcı Bey davayı öyle bir zamanda açtı ki, böylesine önemli bir davanın arkasında güçlü bir siyasi iradenin varlığı zarureti ortada iken, Savcı Bey bunu bir bakıma ortadan kaldırdı. Davayla ilgili mikrofonlara ilk konuşan isim olan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın; “Türkiye’nin iyiye ve ileriye gitmesini istemeyen çevreler çok önemli yerlere sızmışlar” sözündeki gönderme neyle ilgiliydi bilemiyoruz. Nitekim HAK-PAR Van İl Başkanı Mehmet Baydar: “Ergenekon çetesine yönelik operasyona rahatsız olan derin güçlerin AK Parti’ye yönelik bir karşı operasyon başlattığını düşünüyorum” demiş.
Türbanla ilgili konular nedeniyle YÖK Başkanının ismi de geçiyor iddianamede. Hazır her şeyi yazmışken ve iddianamenin ağırlıklı noktasını türban oluşturuyorken, başörtüsü Allah’ın emridir diyen devlet bürokratı Diyanet İşleri Başkanını da katsalardı işin içine. Nasıl olurdu dersiniz?
Son sözümüz şu olsun. Moralinizi asla bozmayın. Önemli olan millet şuurunun ve seçmen duyarlılığının gelişmesidir. Ve bu tür çıkışlar, son birkaç asırdır ülkede işlerin nasıl yürüdüğünü gösterme adına vatandaşın gözünün açılmasına ve perdenin aralanmasına büyük katkı yapmaktadır. Vatandaş şahit olduğu bu tür manzaralarla demokrasi oyununda bugüne kadar kendisine biçilen rolün meğer sadece figüranlık olduğunu görmekte, gerçek oyuncusu olma yolunda önemli bir bilinçlenme evresi yaşamaktadır. Bin kitapla anlatılamayacak olaylar bir olayla ayan beyan kendini göstermektedir.
Herkesin bir planı olduğu gibi elbette Allah’ın da bir planı vardır. Önemli olan, bizim kader planında ne kadar doğru çizgiye yakın olduğumuzdur. Yoksa değil dedemizin şeyh olması, peygamber olması bile öbür yakada bizleri kurtaramayabilir.
Osman Özsoy – Haber7
Sayfamıza güncellemeye devam ediyoruz. Türkiye'nin dört bir yanından çalışmalarınızı, duygu ve düşüncelerinizi bekliyoruz.
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN !
Yorumunuzu Yapın
Yorum yazabilmek için giriş yapın.