İbrahim Hocamı dün düzenlediğimiz bir programda dinleme fırsatı da buldum. Yazılarını çok beğenerek takip ediyordum. Sözlü sunumunu da çok muhteşemdi. İmkan olsa da keşke Türkiye’yi dolaştırıp bunları tek tek dinletebilsek. Bugünkü yazısını da okumanız için aşağıya ekliyorum. Tanımayanlar için İbrahim Öztürk Zaman Gazetesi’nde yazıyor. Marmara Üniversitesi öğretim üyesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde yarı zamanlı olarak dersler veriyor. Japonya Uzmanı olan Doçent Doktor İbrahim Öztürk aynı zamanda çeşitli özel üniversitelerde de dersler veriyor ve sürekli olarak Türkiye’nin farklı bölgelerinde konferanslar veriyor.

2001′de çöken ekonomi şimdi nasıl direniyor? 

Bu yazıya devam etmeden, önceki yazının rakamlarını da lütfen önünüze alıp öyle okuyun. 2002 sonrası olumlu yanlarından bolca istifade ettiğimiz gibi, dünyaya entegre bir ekonomide şimdiki olumsuzlukların da belli bir bedeli olacak.

Ancak daha önceleri iç yapının zaaf ve kırılganlıkları büyük olduğunda dışarıdaki bozulmalar içeriye hızla büyümüş olarak sirayet ederken, şimdi iç yapımız sağlam olduğu için direnebiliyor. Bakalım bu direnişin kaynağı neymiş?

2007 sonu itibarıyla bütçe açığı (GSYH olarak) yüzde 1,6 ile neredeyse ortadan kaldırılmış. AB normlarına göre borçların toplamı yüzde 40′lara, net kamu borç stoku yüzde 30′lara, toplam dış borcun oranı da yüzde 36′ya gerilemiş. Türkiye’nin mali yapısında artık bir kırılganlık söz konusu değil. Enflasyon ise son dört yıldır tek hanede. Dünya enflasyon baskısıyla boğuşurken, hedefi tutturamasa da Türkiye 2007′yi hiç olmazsa enflasyonu düşürerek kapatmış.

Nominal faizler yüzde 17, reel faizler yüzde 8-9 bandında. Borç döndürme sorunu, enflasyon baskısı, cari açık, hızlı büyüme ve ulusal tasarruf yetersizliği gibi birçok baskı altında faizleri daha fazla düşürmek ancak hayal âleminde olur.

Keza faiz harcamalarının GSYH’dan aldığı pay ise yüzde 23′lerden 7-8 bandına gerilemiş. Gerçekten de ortalama büyümenin yüzde 7 civarında gerçekleştiği 2002-2007 yılları arasında bütçe açığının, enflasyonun ve faizlerin bu kadar büyük bir hızla düşmesi büyük bir başarı hikâyesidir. Türkiye ilk defa bu dönemde verimlilik ekonomisi kavramı ve ihtiyacı ile karşılaştı. İhracatı artırma performansı ithalatın üzerine çıktı.

Artık enflasyon dönemlerinde olduğu gibi “hormonlu” değil, gerçek bir büyüme yaşanıyor. İster YTL, ister dolar cinsinden bakınız. Büyümenin tetiklediği istihdam artışı, az da olsa işsizlikteki azalma, büyüme ve kişi başı gelirdeki artış, enflasyon ve faiz harcamalarındaki gerileme ve nihayet Türk Lirası’nın alım gücündeki artışa paralel olarak gelir dağılımındaki düzelme ve fakirlikteki azalma hem TÜİK hem de TÜSİAD-Merkez Bankası ortak çalışmasına yansımış durumda. Nitekim Gini katsayısı olarak bilinen gelir dağılımı göstergesi 0,38′e kadar gerilemiş, yani gelir dağılımında anlamlı bir düzelme kaydedilmiştir.

Bankaların sermaye yeterlilik oranı yüzde 18 ve üzerinde (yasal sınır yüzde 8), mevduatlar içinde yabancı para payı yüzde 27′lerde, geri kalan ise Türk Lirası’ndadır.

Cari açığın oranı yüzde 5,8′dir. Ancak finansmanında sıcak para etkisi olmayıp, tümüyle doğrudan yabancı sermaye yatırımları ve uzun vadeli krediler devrededir. İlaveten, cari açığın artış oranı ise gözle görülür oranda azalmaktadır.

İşte bütün bu nedenlerle piyasalarımız direniyordu. Borsanın düşüşü dünyaya paralel, döviz piyasaları oldukça sakin ve faizler de yine yüzde 17′lerde istikrarlı bir seyir izliyordu. Daha bilimsel ve güvenilir şartlarda yapılan ölçümlere göre gerçek zenginliğimiz ortaya çıkınca milli gelirin 658 milyar dolar, kişi başı gelirin ise 9.300 dolar olduğu anlaşıldı. Bu şartlar altında yatırım kararları yerinde, yabancı sermaye girişlerindeki takvimde ise bir değişiklik yoktu.

Tam da bu noktada dünyanın kötü bir ortamdan geçmesiyle Türkiye kredi derecelendirme notunda bir artış bekliyordu. Bu karar, derecelendirme şirketlerinin masasında duruyordu. Ancak devreye çeteler ve yargıçlar girince, psikolojiler ve tabii ki beklentiler bozuldu. Şimdi kur ve faizlerdeki çıkış gelecek ayların enflasyonuna ve diğer temel rasyolara yansıyacak. Durgunluk süreci başlayabilecek. Bütün bunlara bakarak ilk not düşürme haberi Standard and Poor’s’tan geldi. Durağan olan notun yönü negatife çevrildi. Bunu diğer kurumların bozulan notları takip edebilir.

Krizden başını yeni kaldırmış, çukurdan daha yeni yeni düzlüğe çıkmakta olan ülkenin istikrarına, halkın iradesine, dünyanın gidişatına meydan okundu.

28 Şubat’tan biliyoruz. Halkın geriletildiği ortamda boşaltılan alanlara üst düzey atanmış soyguncular deplase olur. Cepler doldurulup, Atatürk adına illegalitenin cephanelikleri tahkim edilir.

Yazık ki ne yazık!