Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.

Televizyon ekranları aracılığı ile sizlerle bir kere daha beraber olmaktan duyduğum mutluluğu ifade etmek istiyorum.

Bu vesileyle Cumhuriyetimizin 86. kuruluş yıldönümünü ve Cumhuriyet Bayramınızı en içten duygularımla kutluyorum.

Adım adım 100. kuruluş yılına yaklaşmakta olduğumuz Cumhuriyetimiz, geleceğimiz adına en büyük güvencemizdir.

Canları pahasına vatanlarını savunarak bu Cumhuriyeti bize armağan eden başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere kahraman ecdadımızı ve aziz şehitlerimizi bir kere daha rahmetle anıyoruz.
Değerli vatandaşlarım…

Bundan 86 yıl önce çok ağır bedeller ödenerek kazanılmış bir istiklal mücadelesinin ardından millet olma iradesiyle gözbebeğimiz olan Cumhuriyetimizi kurduk.

Bizi asırlar boyunca aynı değerlere bağlı kalarak ve aynı ideallere inanarak birlik ve dirlik içinde yaşatan da aynı millet olma iradesiydi.

Aynı şuur ve kararlılıkla geleceğe uzanan yolda birbirimize inanarak, birbirimize güvenerek, ülkemizi daha güzel yarınlara taşımak için el ele, omuz omuza yürümeye devam edeceğiz.

Sevgili vatandaşlarım…

Son çeyrek asırda insanlarımızın birbirine bağlılığını zayıflatmak, aramıza mesafeler sokmak için çalışanlar olmuştur.

Bu ülkenin insanlarının siyasî, dinî ya da etnik farklılıklarını istismar ederek bizi birbirimizden uzak düşürmek isteyenler olmuştur.

Ama bu ülkenin insanları en karanlık, en zorlu, en acılı zamanlarda bile birbirinden asla vazgeçmedi.

Bu milletin evladı olma, bu ülkenin vatandaşı olma iradesinden asla uzaklaşmadı.
“Gün gelecek, bu ülke bu badireleri de atlatacak, kardeşler hasretle yeniden birbiriyle kucaklaşacak”, bu umudu hep canlı tuttuk.

Millet olma ateşini asla söndürmedik.

Şimdi hepimiz yavaş yavaş aynı kavilde toplanıyoruz.

Öfkeler dinsin, kırgınlıklar unutulsun, o kucaklaşma günü gelsin diyoruz.
Eksik olan tamamlansın, yanlış olan düzeltilsin, aramızda hakkaniyet tesis edilsin diyoruz.

Değerli vatandaşlarım…

Terörü meşru bir yol olarak görenlerle, bu uğurda masum insanlarımızın canlarına kastedenlerle bizim bir işimiz olamaz.

Terörü ilk gün nasıl bir hissiyatla lanetlemişsek, bugün de aynı hissiyatla telin ediyoruz.

Ancak çeyrek asırdan fazla bir zamandır kanayan bu yaranın kangrene dönüşmesine, Türkiye´yi esir almasına da asla izin veremeyiz.

Düşmanca duyguların, asabi önyargıların yerini, diyalogun, muhabbetin ve kaynaşmanın alacağı yeni bir tarih sayfası açmak zorundayız.
Büyük acılar yaşadık, bu ülkenin gencecik fidanlarını böyle vahim bir yanlışa kurban verdik.

Herkesin başını iki elinin arasına alıp bu ağır bedeli iyice düşünmesi lazım…
Bunu, bu ülkeyi seven herkesin istisnasız olarak yapması gerekmez mi?
Artık tek bir evladımızı bile bu büyük yanlışın ellerine bırakmamak; analara, çocuklara bu acıları bir kere daha yaşatmamak için bir yol, bir yordam bulmamız gerekmez mi?
Kim aksini söylüyorsa gerçeğe sırtını dönüyor.

Türkiye bu ağırlığı daha fazla sırtında taşıyamaz.

Türkiye bu kan kaybıyla geleceğe yolculuğunu sürdüremez.

Sevgili kardeşlerim…

Demokratik açılım adıyla başlattığımız bu süreç aslında çok yönlü bir Milli Birlik sürecidir.

Çünkü bu mesele bir millet meselesidir, bir devlet meselesidir.

Bu açılımın konusu sadece terör de değildir; ülkemizin esenliğinin, insanlarımızın kardeşliğinin önündeki her engel bu açılımın konusudur.

Bu açılım bir sevgi açılımıdır, bir barış açılımıdır, bir kardeşlik açılımıdır.

Bu toplumsal bir tazelenme açılımıdır, bilinçlenme açılımıdır.

Bu ülkede yaşayan herkes, temel hak ve özgürlüklerine tartışmasız biçimde sahip olsun istiyoruz.

Sorun alanları minimize olsun istiyoruz.

Bu ülkede yaşayan herkes, devletine inansın ve güvensin, demokrasi içinde kendini güvende hissetsin istiyoruz.

Bu ülkede millet iradesini perdeleyen, milli iradeye ipotek koyan hiçbir karanlık güç olmasın istiyoruz.

Bu ülkede yaşayanlar, kazananlar ve kaybedenler diye ikiye ayrılmasın, bu ülkenin kaynakları adaletle paylaşılsın istiyoruz.

Her insanımız kendini özgürce ifade edebilsin, diline, düşüncesine, inancına, hissiyatına prangalar vurulmasın istiyoruz.

Bu ülkede tek bir insanımız bile kendini ikinci sınıf vatandaş hissetmesin, mahrum olmasın, mahzun olmasın, mazlum olmasın istiyoruz.

Bu ülkenin mahrumiyet bölgeleri olmasın, yatırımlar her köşeye ulaşsın, işsizler işe kavuşsun, evine ekmek götürsün, ocaklar şenlensin istiyoruz.

Bütün çocuklarımız ülkeleriyle gurur duysun, geleceğimize aynı umut ve heyecanla baksın istiyoruz.

Türkiye´nin kaynakları mutlu ve müreffeh bir geleceğin inşası için kullanılsın istiyoruz.
Eksik olan neyse birlikte bulalım, tamamlayalım istiyoruz.

Yanlış olan neyse irademizi koyalım, düzeltelim diyoruz.

Bu ağır tecrübenin muhasebesini hep birlikte yapalım, Türkiye´nin önünü açalım diyoruz.

Türkiye, kayıp yıllarına yenilerini eklemesin, daha fazla can, daha fazla kan kaybetmesin diyoruz.

İşte onun için Milli Birlik projesiyle demokratik açılım sürecini sürdürüyoruz.

Aziz vatandaşlarım…

İnsanlarımız arasında yıkılan gönül köprüleri varsa, bunları yeniden inşa edeceğiz.
Bu ülke hepimizin, bu ülkeyi huzura kavuşturmak, bu ülkeyi barışa kavuşturmak hepimizin boynunun borcudur.

Hükümet olarak biz bir adım attık, bedeli ne olursa olsun kararlılıkla sonuna kadar gideceğiz.

Ancak bu sürecin başarısı için herkesin üzerine düşeni yapması lazım…
Bu ülkenin siyasetçileri de, aydınları da, bilim insanları da, sanatçıları da, kanaat önderleri de, sivil toplum öncüleri de üstlerine düşeni yapacaklar.

Yapanlar var, bu açılıma samimiyetle sahip çıkanlar, açık yüreklilikle bu memleket meselesine katkı yapanlar var, kendilerine şükranlarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum, milletim adına, şahsım adına teşekkür ediyorum.

Ama yapmayanlar da var maalesef…

Bu ülke meselesine layıkıyla sahip çıkmayanlar da var.

Ortada bir sorun var mı kardeşim, var, öyle ise bu sorun için, bunun ortadan kaldırılması için sadece hükümet mi çalışacak.

Hükümetin dışında buna katkıda bulunması gerekenler olmayacak mı?

Hükümet adımını attı, koordinatör bakanını tayin etti, siyasi partilerle, sivil toplum örgütleriyle, akademisyenlerle, medya temsilcileriyle, bu alanda söyleyecek sözü olan her kesimle görüşmenin gayreti içerisinde.

Ama bir de buna perde çekenler, perde koyanlar var, işte onu da gidermek için olayı milletin vekillerinin olduğu yere taşıyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne.

Ne olursa olsun orda da adımımızı atacağız, söyleyecek sözü olanlar varsa onlarda orada söylesinler, çünkü ondan sonra süreci 780 kilometrekarelik vatan topraklarında sürdüreceğiz, halkımızla bütünleşerek sürdüreceğiz.

Tabii ki daha da üzücü olan bu birlik beraberlik açılımını kösteklemeye, aklıselimi ortadan kaldırmaya, hatta süreci provoke etmeye, tahrik etmeye yeltenenler de var.
Maalesef yaptıklarıyla, hal ve tavırlarıyla, söyledikleriyle bu süreci baltalayanlar da var.
İşi şova dökenler, bu ülkenin yıllar yılı yaşadığı acıları istismar edenler; öfkeleri, nefretleri, önyargıları kışkırtanlar da var.

Herkesi aklıselim çerçevesinde hareket etmeye, sağduyulu davranmaya, bilinçli olmaya davet ediyorum.

Sevgili vatandaşlarım…

Türkiye meselelerinin üstüne cesaretle gidemediği için hem çok vakit kaybetti, hem de çok ağır bedeller ödedi.

Türkiye, nice nesillerini, çözülmeyen, çözülemeyen bu kronik meselelerine kurban etti.
Ülkemizin kalkınması, refahı, ilerlemesi için gayret göstermesi gereken nice neslimiz, bu sıkıntıların cenderesinde zayi olup gitti.

Onları dünya gerçekleriyle ve Türkiye´nin ihtiyaçlarıyla uyumlu biçimde yetiştirip ülke hizmetine kazandırabilseydik bugün ülke olarak çok başka yerlerde olabilirdik.
Artık boşa harcanacak tek bir günümüzün, feda edilecek tek bir insanımızın olmadığını kavramak durumundayız.

Çocuklarımızı en iyi şartlarda yetiştirerek, ülkemizin yarınlarına hazırlamalıyız.
Bunu başarabilirsek, Türkiye´nin geleceğine en büyük yatırımı yapmış oluruz.
Bakınız bu ay, üniversitelerimizde 2009-2010 akademik yılı, törenlerle başladı.
Yıldız Teknik Üniversitesi´nin, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi´nin, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi´nin ve Erzurum Atatürk Üniversitesi´nin açılış törenlerine bizzat katılarak bu gerçeği bir kere daha yakinen müşahede ettim.

İzmir 9 Eylül´e katıldım orda da bunu gördüm.

Bizim çocuklarımız, bizim gençlerimiz, bu ülkenin geleceğinden umutlu olmamız için gereken her türlü haslete fazlasıyla sahipler.

Yeter ki biz onlara huzurlu ve istikrarlı bir Türkiye sunabilelim.

Yeter ki onlara gerekli olan imkânları ve altyapıyı sağlayabilelim.

Göreve geldiğimiz günden bu yana, bu ülkenin, üniversitesiz tek bir şehri kalmasın diye ısrarla gayret göstermemizin nedeni işte budur.

Gençlerimizin önüne, daha bilgili, daha donanımlı, daha özgür, daha özgüvenli şahsiyetler haline gelebilecekleri imkânları koyabilirsek, bugün uğraştığımız sorunların hiçbiriyle gelecekte uğraşmayız.

Unutmayın 10 öğrenciden 1´inin üniversiteye girebildiği günlerden hamdolsun bu günlere geldik.

Artık şimdi bu oran çok daha fazlasıyla yükselmiş vaziyette, çok mesafe aldık.
Artık iller arasında üniversiteye girme için göç oranları düştü.

Artık ben kendi ilimdeki üniversitede okuyacağım diyen gençlerin oranı yükselmeye başladı.

2003 yılından bu yana 41´i devlet, 22´si vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 63 yeni üniversite kurduk.

Bugün ülkemizin 94´ü devlet, 45´i vakıf üniversitesi olmak üzere toplam 139 üniversitesi var.

Daha da önemlisi üniversitesi olmayan tek bir şehrimiz kalmadı, 81 vilayetimizin tamamı üniversiteye kavuştu.

Bu gelişme hem bizi çok mutlu ediyor, hem de ülkemizin geleceğine olan inancımızı daha da pekiştiriyor.

Bundan 10 yıl önce 15 yıl önce Hakkâri´de üniversite olacak, Tunceli´de Üniversite olacak denseydi acaba kim inanırdı, Ağrı´da üniversite olacak denseydi, Ardahan´da Üniversite olacak denseydi kim inanırdı, ama bakın şimdi bu illerimizde artık üniversite var.

İnanıyoruz ki bu yeni nesiller Türkiye´nin önümüzdeki yıllarını kazanç yıllarına dönüştürecek, bizlere kayıp yıllarımızı unutturacaklar.

Aziz vatandaşlarım…

Mutlaka dikkatinizi çekiyordur, ekranlar aracılığıyla gerçekleşen bu buluşmalarımızda, Türkiye´nin dış ilişkilerine, dünya vizyonuna özel bir ağırlık ve yer veriyorum.
Bunun sebebi, Türkiye´nin son yıllardaki büyük atılımının en temel dinamiklerinden birinin dış politikamız olduğuna dair inancımdır.

Yurt dışına çıkanlarınız mutlaka müşahede etmiştir; dışarıdan bakıldığında Türkiye bugün dünyanın yükselen yıldızları arasında yerini çoktan almış durumdadır.
Dinamik, özgüveni yüksek, sözünü dinleten, ağırlığını hissettiren, hem kendi meseleleriyle, hem dünya meseleleriyle yüzleşme cesaretini gösterebilen bir ülke haline geldik.

Memnuniyetle ifade edeyim ki, bu aktif dış politika vizyonu, uluslararası itibarımızı her geçen gün arttırıyor.

Bunun yanında bölgesel meselelerin çözümü ve komşularımızla ilişkilerimiz açısından da çok memnuniyet verici bir dönem arz ediyor.

Ekim ayı bu anlamda çok önemsediğimiz birçok gelişmenin bir arada yaşandığı gerçekten çok çok verimli bir ay oldu.

6-7 Ekim tarihlerinde Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu Guvernörler Kurulu´nun Yıllık Toplantısı´na, 54 yıl aradan sonra ikinci kez İstanbul´da ev sahipliği yaptık.
200 ülkeden yaklaşık15.000´e yakın ziyaretçi, bu toplantılar için ülkemize geldi, hafta boyunca dünya ekonomisinin nabzı İstanbul´da attı.

Küresel krizle ilgili son gelişmeler bu toplantılarda tartışıldı ve tarihe İstanbul Kararları olarak geçecek son derece önemli kararlar yine bu toplantılarda alındı.
Bu toplantıların yapıldığı Kongre Merkezi´nin yapımını 13 ay gibi çok kısa bir süre içinde tamamladık.

Böylece, daha pek çok önemli uluslararası zirveyi gerçekleştirebileceğimiz çok güzel bir eseri İstanbul´a kazandırdık.

Bu ay içinde ev sahipliği yaptığımız bir başka zirve de, Akdeniz Parlamenter Asamblesi´nin dördüncü Genel Kurul Toplantısıydı.

Akdeniz´e kıyısı bulunan 21 ülke temsilcilerinin bir araya geldiği bu toplantı da 23 Ekim´de yine İstanbul´da yapıldı.

Son yıllarda ülke olarak üst düzeyde pek çok uluslararası zirve ve toplantıya ev sahipliği yapmanın onurunu ve gururunu yaşıyoruz.

Bütün bunlar Türkiye´nin artan uluslararası itibarının önemli göstergeleridir.

Değerli vatandaşlarım…

Bu ay boyunca, başta yakın komşularımız olmak üzere, pek çok dost ülke ile çok yararlı diplomatik temaslarda bulunduk.

Bu ülkelerle önümüzdeki döneme ilişkin inşallah çok hayırlı kararlara imza attık.
Biz bütün komşularımızla dostane ilişkiler geliştirmenin, ortak menfaatler doğrultusunda güçlü işbirliği imkânları geliştirmenin gayreti içindeyiz.

Geçmişten gelen anlaşmazlıkları da tatlıya bağlamanın, tarihte asırlar boyunca ahenk içinde yürüyen dostluk ve kardeşlik ilişkilerini yeniden canlandırmanın arayışı içindeyiz.
Hiçbir komplekse kapılmadan barışçı adımlarımızı atıyoruz.

Bildiğiniz gibi uzun süredir devam eden temasların ardından 10 Ekim´de Ermenistan ile ilişkilerimizin normalleşmesine yönelik olarak resmi protokoller imzalandı.

Hemen ardından 14 Ekim´de Ermenistan Cumhurbaşkanı Sayın Sarkisyan Bursa´ya gelerek Sayın Cumhurbaşkanımız ile birlikte iki ülke arasındaki milli futbol müsabakasını izlediler.

Bizim temennimiz iki ülke arasındaki geçmişten gelen anlaşmazlıkların tarihçilere, bilim adamlarına bırakılması ve iki ülkenin komşuluk çerçevesinde ilişkilerini iyileştirmeye yönelmeleridir.

Böyle bir gelişmenin, hem bu iki ülke için, hem de bölgedeki diğer ülkeler için hayırlı olacağı kanaatini taşıyoruz.

Biz Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Karabağ sorununun da diyalog yoluyla aşılmasını istiyoruz.

Sürecin başından beri Azerbaycan´ın menfaatlerini kendi menfaatlerimiz gibi gördük, her zeminde aynı hassasiyetle savunduk.

Maalesef hem bizim ülkemizde, hem de Azerbaycan içinde, bu meseleyi hakkaniyetten uzak bir tavırla istismar edenler, yalan yanlış bilgilerle iki ülkeyi birbirine karşı kışkırtmak isteyenler var.

Bizim Azerbaycan ile ayrımız gayrımız yok, olamaz da…

Her vesileyle söylüyorum, biz Azeri kardeşlerimizin meselelerini kendi meselemiz gibi görüyoruz.

14 Ekim´de bir heyet olarak ziyaretimize gelen Azeri milletvekillerine de, Mayıs ayında Azerbaycan Meclisi´nde söylediğim her şeyin bugün de arkasında olduğumu bir kere daha ifade ettim.

Dışişleri Bakanımız da bu ay içinde Azerbaycan´a bir ziyarette bulunarak gelişmeleri birinci elden Azeri yönetimiyle ve halkıyla paylaştı.

Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi Dış İlişkiler Komisyonumuz da Bakü´ye gitti ve Bakü´de bir dizi görüşmelerde bulundular.

Bizim Azerbaycan´ın menfaatlerine halel getirecek bir girişim içinde olmamız, böyle bir şeye izin vermemiz mümkün değildir.

Dünyanın bugünkü gidişatı içinde bölgemizde anlaşmazlıkları çözmek, ilişkileri geliştirmek, her alanda işbirliği içinde olmak bütün ülkelerin menfaatinedir.
Geçen yüzyıldan kalan meseleleri bugünden sonra da sürdürmek imkânı yoktur, bugünün dünyası buna müsaade etmiyor.

Bu gerçeği herkesin anlaması, bilmesi lazım…

Bu barışçı süreci, bu çözümden yana süreci herkesin desteklemesi, istismar etmemesi lazım…

Değerli vatandaşlarım…

Bu çerçevede Ekim ayı içinde bölgeye önemli açılımlar getireceğine inandığımız çok yararlı temaslarımız oldu.

Suriye ile her gün iyiye giden ilişkilerimiz bu ay içinde iki ülke arasında karşılıklı olarak vizelerin kalkması ve sınırların açılmasıyla çok daha farklı bir boyut kazandı.
İki ülke arasında bu sıcak bağların gereği olan temaslar süreklilik kazandı.
Bu ay içinde de ben de Suriye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Turkmani ile İstanbul´da bir araya geldim.

İki ülke arasındaki yakın ilişkiler dünyaya örnek olacak bir olgunlukta devam ediyor, her geçen gün ivme kazanıyor.

Benzer bir süreci bir diğer güney komşumuz Irak ile de başlattık.

15 Ekim´de 9 bakan arkadaşım, milletvekillerimiz, iş adamlarımız ve bürokratlarımızla birlikte Irak´a tarihi bir ziyarette bulunduk.

Tıpkı Suriye ile olduğu gibi enerjiden güvenliğe, sağlıktan eğitime, tarımdan ulaşıma, sanayiden ticarete kadar hemen her alanda işbirliği imkânlarını geliştirecek tam 48 mutabakat muhtırasına imza attık.

Irak Başbakanı Sayın Maliki ile birlikte başkanlık ettiğimiz, ortak bir kabine toplantısı yaptık.

Irak Cumhurbaşkanı Sayın Talabani ve yardımcılarıyla bir araya geldik, yararlı görüşmelerde bulunduk.

Şimdi benzer bir stratejik işbirliği sürecini Kuzey komşumuz Rusya ile de başlatmak için karşılıklı olarak hazırlıklarımızı sürdürüyoruz.

Bu güzel gelişmeler sadece ülkelerimize kazanımlar sağlamayacak, bölgemizde barışın zeminini de güçlendirecektir.

Keza birbiri ardına Pakistan ve İran´a yaptığımız ziyaretleri de bu çerçeve içinde değerlendirebiliriz.

24 Ekim´de başlayan gezimizin ilk durağı olan Pakistan, bizim öteden beri çok iyi ilişkiler içinde olduğumuz dost ve kardeş bir ülke…

Milletimiz, istiklal mücadelesi sırasında Pakistan halkının verdiği desteği hiçbir zaman unutmayacaktır.

Pakistanlı kadınların çeyizlerini altınlarını satmak suretiyle bize verdiği desteği hiçbir zaman unutmayacaktır.

Bu ziyaretimizin iki ülke arasındaki iyi ilişkileri daha da ileriye taşıyacak hayırlı sonuçlar doğuracağına olan inancımı burada özellikle vurgulamak istiyorum.

Oraya da yine 5 bakan arkadaşım milletvekili arkadaşlarımız, 100´ü aşkın işadamımız, bürokratlarımız hep birlikte gittik, orada da birçok görüşmeler yapıldı.
Orada bulunduğumuz süre içinde başta Cumhurbaşkanı Zardari ve Başbakan Gilani olmak üzere birçok Pakistanlı yetkiliyle görüşme imkânı bulduk.

Bölge barışı, küresel kriz ve diğer dünya meseleleri hakkında görüş alışverişinde bulunduk.

Ülkelerimiz arasındaki ilişkileri çok yönlü olarak daha da geliştirmek konusunda fikir birliğine vardık.

Pakistan Senatosu ve Ulusal Meclisi´nde yaptığım konuşmada, Türkiye´nin, bölgesel ve küresel barışın tesisi konusundaki hassasiyetlerimizi ifade etme imkânı buldum.
İşadamlarımız da Pakistan iş çevreleriyle bir araya gelerek çok değerli bağlantılar kurdular.

Bu arada Pakistanlı dostlarımız bize bir jest yaparak Türk işadamlarından bundan böyle vize istenmeyeceği kararını bu ziyaret sırasında açıkladılar.
Ziyaretimiz boyunca çok sıcak, çok dostane şekilde misafir edildik, iki ülke arasındaki güçlü dostluk bağlarını bir kere daha hissettik.

Değerli vatandaşlarım…

Pakistan ziyaretimizin akabinde İran´a geçerek orada da aynı sıcak, aynı dostane yakınlık içinde temaslarda bulunduk.

Bölgedeki iki büyük ve güçlü ülkenin temsilcileri olarak, başta bölgesel meseleler olmak üzere dünya meseleleri hakkında karşılıklı fikir teatisinde bulunduk.
Başta Dini Rehber Sayın Hamaney ve Cumhurbaşkanı Sayın Ahmedinejad olmak üzere, Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı kardeşim Sayın Rahimi olmak üzere diğer İranlı yetkililerle aynı zamanda Meclis Başkanı Sayın Ali Berjani ile her konuda çok yararlı temaslarımız oldu.

İran ile her geçen gün gelişen ekonomik ve ticari ilişkilerimizi daha iyi seviyeye taşımak için yeni açılımlar geliştirdik.

İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı Rahimi ile beraber bakan arkadaşlarım İran Sanayi ve Ticaret Odası´nda yaklaşık 350 – 400 Türk ve İranlı işadamına hitap etme fırsatını bulduk.

İran´la ikili ticaret hacmimizi 2011 itibariyle biz 20 milyar Dolar diye düşünmüşken, değerli muhatabımın, niye 20 bunu 30 milyar Dolara çıkarabiliriz, demesi üzerine 30 milyar Dolarlık 2011 sonu itibariyle bir hedefi kendimize belirledik ve bu konuda çalışmayı da karşılıklı olarak süratle başlattık.

Dünya gündeminin en önemli tartışma konularından Ortadoğu´da barışın tesisi, enerji politikaları, terörle mücadele, nükleer silahlanma gibi konuları bütün boyutlarıyla ele aldık.

İran´ın nükleer programıyla ilgili tartışmalarda üzerimize düşeni yapmaya hazır olduğumuzu bir kere daha ifade ettik.

Bizim bu konudaki tavrımız açık ve nettir.

Biz nükleer silahlardan tamamen arındırılmış bir bölgede yaşamak istiyoruz.
Nükleer silahların tamamen ortadan kaldırıldığı bir dünyada yaşamak istiyoruz.
Burada bizim anlam veremediğimiz nokta; İran´ın nükleer programına yönelik eleştirileri yapanların aynı silahları kendi ellerinde bulundurmaya devam ediyor olmalarıdır.

Yapılması gereken bu arındırma adımlarını topyekûn atmak, nükleer silahlardan tümüyle vazgeçmektir.

Dünyaya barış getirecek olan tavır budur, çözüm budur.

Bu tavsiyede bulunanlar, bu emredici bu yaptırımları isteyenler önce kendileri bundan vazgeçmeleri gerekir diye düşünüyorum.

Bu fikrimizi İranlı dostlarımızla, kardeşlerimizle de paylaştık.

İnsanlığın rahata, huzura, esenliğe kavuşması için, dünyaya barışın egemen olması için herkes üstüne düşeni samimiyetle yapmalıdır.

Bu konuda hiç kimse de ikircikli davranmamalıdır.

Bugün dünyada kanayan bütün yaraların temelinde bu samimiyetsizlik vardır.
Bir tarafta aklın ve insafın kabul edemeyeceği saldırganlıklara imza atıp, diğer tarafta barıştan yana görünmek inandırıcı değildir.

Acaba bugün dünyada silah sanayine harcadığımız para nedir, bunun hesabını yapmamız lazım.

Öbür tarafta fakir, garip insanlara karşı eğitim, sağlık vesaire, bu alanlarda yaptığımız harcamaların acaba miktarı nedir.

İnsanlığın geleceği için her ülke, her yönetim, her toplum kendisi gibi olmayana tahammül etmeyi de öğrenmek, bu kararlılığa sahip olmak mecburiyetindedir.
Türkiye olarak barıştan ve çözümden yana tutumumuzu bundan sonra da samimiyetle, kararlılıkla, cesaretle sürdüreceğiz.

Değerli vatandaşlarım…

Çok yoğun diplomatik temaslarla geçen Ekim ayı boyunca ayrıca Makedonya Cumhurbaşkanı Sayın İvanov´u ve Bosna Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi Boşnak Üyesi Sayın Slajdziç´i ülkemizde misafir ettik.

Yine Finlandiya Başbakanı Sayın Vanhanen, Gürcistan Başbakanı Sayın Gilauri, Yunanistan Başbakanı Sayın Papandreou ve Slovakya Başbakanı Sayın Fitzo da misafirlerimiz arasındaydı.

Dış politikadaki bu yoğun takvim, Türkiye´nin hem bölgesel ve küresel meselelerdeki açılımlarının, gayretlerinin, dinamizminin açık göstergesidir.

Bu tablo Türkiye gibi büyük ve güçlü bir ülke için olması gereken tablodur.

Türkiye huzur ve istikrarıyla, büyük ekonomik potansiyeliyle, tarihi ve kültürüyle bölge için de bir şanstır.

Bunu bütün dünya da bugün kabul etme noktasına gelmiştir.

Yarınların Türkiye için bugünlerden çok daha büyük güzellikler vaat ettiğine bütün samimiyetimizle inanıyoruz.

Bugün yaşadığımız zorlukları da elbet aşacak, birbirimize inanıp güvenerek bize yakışan medeniyet seviyelerine adım adım yeniden yükseleceğiz.

Bu umut ve heyecanla sözlerime son veriyor, sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum.